Siyasi kavramların ömrü şaşırtıcı derecede uzundur. On yıllardır sol ve sağdan, muhafazakar ve ilerici, liberal, sosyal veya ekolojik kavramlarından bahsediyoruz. Bu kelimeler büyük ölçüde aynı kalmıştır. Peki, bunların ardında yatan siyasi duruşlar için de aynı şey geçerli mi?
İşte bu soru, bu karşılaştırmanın çıkış noktasıydı. Beni asıl ilgilendiren, partilerin bugün kendi tarihlerini nasıl anlattıkları ya da siyasi gelişmelerin geriye dönük olarak nasıl değerlendirildiği değil. Bana göre çok daha ilginç olan, daha basit bir yöntem: Farklı on yıllara ait seçim programlarını alıp yan yana koymak.
CDU/CSU 1983’te gerçekte ne talep etmişti? SPD o dönemde ekonomi, aile, savunma veya iltica konularında ne yazmıştı? Yeşiller, ilk Federal Meclis seçim kampanyalarında NATO, Bundeswehr ve enerji tedariki konusunda ne gibi görüşlere sahipti? FDP neyi savunuyordu? Peki bunlardan hangileri 1990’da ve nihayetinde 2025’te parti programlarında hâlâ yer alıyor? Bu süreçte ilginç kaymalar göze çarpabilir. Ancak bunların hangileri olduğu, bu makalenin başında kesin olarak belirlenmemelidir.
Önemli olan anılar değil, programdır
Geçmiş hakkında genellikle şimdiki zamandan hareketle konuşulur. Bu anlaşılabilir bir durumdur, ancak bir sorunu da beraberinde getirir. Geçmişteki siyasi tutumlarımıza dair hatıralarımız, kaçınılmaz olarak daha sonra yaşananlardan etkilenir.
Bugün muhafazakar, sosyal demokrat, yeşil veya liberal olarak algıladığımız bir parti, 40 yıl önce bu terimlerle aynı anlama gelmemiş olabilir. Tersine, bugün belirli bir partiye atfedilen siyasi talepler, geçmişte parti yelpazesinin bambaşka bir noktasında yer almış olabilir.
Bu nedenle, bu karşılaştırma siyasi anılardan mümkün olduğunca az yararlanmalıdır. Önemli olan, bizim görüşümüze göre bir partinin 1983’te neyi savunması gerektiği değil, 1983 Federal Meclis seçimleri için programına gerçekte neyi yazdığıdır.
Aynı durum 1990 ve 2025 yılları için de geçerlidir.
Bu nedenle, mümkün olduğu her durumda o döneme ait seçim programlarının tam metinleri birincil kaynak olarak kullanılmaktadır. İfadeler özetlenmekte, kısa orijinal alıntılarla desteklenmekte ve ilgili kaynak gösterilmektedir. İkincil kaynaklar ise özellikle tarihsel özelliklerin açıklanması veya belgelerin bağlamına yerleştirilmesi gerektiği durumlarda yardımcı olmaktadır.
Bu aynı zamanda şunu da ifade eder: Seçim programındaki belirli bir husus için yeterli kanıt bulunamadığı takdirde, bu boşluk varsayımlarla doldurulmaz.
Neden özellikle 1983, 1990, 2009 ve 2025?
Seçilen dört Federal Meclis seçimi, birbirinden çok farklı siyasi durumları yansıtmaktadır. 1983 yılında Federal Almanya, Soğuk Savaş’ın tam ortasındaydı. NATO’nun Çifte Kararı ve Amerikan orta menzilli füzelerinin konuşlandırılmasına ilişkin tartışmalar, siyasi gündemi şekillendiriyordu. Yeşiller, ilk kez bir Federal Meclis seçimine başarıyla katıldı. Federal Almanya Cumhuriyeti, Batı Almanya ve Batı Berlin’den oluşuyordu; Avrupa Birliği henüz kurulmamıştı ve bugün doğal kabul edilen pek çok siyasi mesele, ya tamamen farklı koşullarda tartışılıyordu ya da neredeyse hiç önemsenmiyordu.
1990 yılında durum kökten değişmişti. Berlin Duvarı yıkılmıştı, Alman birleşmesi gündemin merkezindeydi ve on yıllardır sarsılmaz gibi görünen Soğuk Savaş düzeni dağılmaya başlamıştı. Bu nedenle bu yıl, tarihsel bir karşılaştırma açısından özellikle ilgi çekici; ancak aynı zamanda son derece zorlu bir yıl.
Bu durum özellikle Yeşiller için geçerlidir. Günümüzde Bündnis 90/Die Grünen olarak bilinen parti, 1990 yılında daha sonraki haliyle henüz mevcut değildi. Doğu ve Batı Almanya’da farklı siyasi örgütler ve seçim ittifakları mevcuttu. Bu özel durum, ilgili karşılaştırmalarda dikkate alınmalı; bugünkü parti yapısını geriye dönük olarak 1990 yılına yansıtmak yerine.
Sonuç olarak, 2025 yılı mevcut referans noktasını oluşturmaktadır. 1983 ile 2025 yılları arasında 42 yıl geçmiştir – bu, bir siyasi nesilden daha uzun bir süredir. Almanya yeniden birleşti, Avrupa Topluluğu Avrupa Birliği’ne dönüştü, Sovyetler Birliği artık yok, Bundeswehr tamamen farklı siyasi koşullar altında faaliyet gösteriyor ve iklim politikası, göç veya Avrupa entegrasyonu gibi konular, 1983’teki siyasi durumla ancak kısmen karşılaştırılabilecek bir öneme sahip. İşte bu nedenle bu karşılaştırma ilginçtir.
Beş parti, ancak her zaman beş zaman serisi değil
CDU/CSU, SPD, Yeşiller ve FDP partileri, sırasıyla 1983, 1990 ve 2025 Federal Meclis seçimleri açısından incelenmektedir. Buna ek olarak, 2025 için AfD de ele alınmaktadır. AfD için doğal olarak 1983 veya 1990’a kadar uzanan tarihsel bir zaman serisi bulunamaz. Parti, on yıllar sonra kurulmuştur. Bu nedenle, parti yalnızca günümüze ait ek bir referans noktası olarak ele alınmaktadır.
Bu, siyasi tutumları karşılaştırmak açısından oldukça yararlıdır. Zira bu makalenin ele aldığı sorulardan biri, sadece tek tek partilerin nasıl değiştiği değildir. Bir partinin eskiden savunduğu, ancak bugün artık savunmadığı tutumların, günümüzün parti yelpazesinin başka bir noktasında ortaya çıkıp çıkmadığı da aynı derecede ilgi çekicidir.
Ancak, tek tek benzerliklerden genel eşdeğerlikler çıkarmak metodolojik açıdan yanlış olur. Örneğin, 1983 yılında CDU’nun bir ekonomi politikası tutumu 2025 yılında FDP’nin tutumuna benziyorsa ya da o dönemdeki göç veya ulusal egemenlik konusundaki tutumu AfD ile büyük ölçüde örtüşüyorsa, bu, o dönemdeki CDU’nun genel olarak bugünkü bu partilerden birine denk geldiği anlamına gelmez.
Başka bir politika alanında sonuç tamamen farklı olabilir. İşte bu çok boyutluluk, bu nedenle araştırmanın önemli bir parçasını oluşturmaktadır.
Programlar mümkün olduğunca kendi kendilerine konuşabilmelidir
Bu nedenle makale, klasik bir siyasi denemeden kasıtlı olarak farklı bir yapıya sahiptir. Her bir konu alanına ilişkin kısa girişlerin ardından, öncelikle belgelenmiş görüşler odak noktası haline getirilmiştir. Ekonomi, sosyal devlet, toplum, göç, vatandaşlık hakları, enerji, çevre, Avrupa ile dış ve güvenlik politikaları, her biri kendi karşılaştırma tablolarında yan yana sunulmaktadır.
Kısa bir özetin yetersiz kaldığı durumlarda, orijinal ifadeler de eklenir. Özellikle belirgin değişiklikler söz konusu olduğunda, bir seçim programındaki tek bir cümle, sonradan yapılan yorumlara ilişkin birkaç paragraftan daha açıklayıcı olabilir. Bu durum, örneğin nükleer enerji için olduğu kadar NATO, silahsızlanma, göç, vatandaşlık ya da aile ve devlet kavramları için de geçerlidir.
Ancak bu tür bir belgesel sunum da kararlar alınmasını gerektirir. Karşılaştırma kategorilerinin seçimi bile başlı başına bir yapılandırma biçimidir. Bu nedenle kriterler mümkün olduğunca şeffaf kalmalıdır.
Tablolardaki sembollerin anlamı
Karşılaştırma tabloları, tek tip bir sembol sistemi kullanmaktadır. Bu sistem, herhangi bir siyasi değerlendirme ifade etmeyi amaçlamamakta, yalnızca belirli bir pozisyonun ilgili seçim programında ne kadar açık bir şekilde ve ne kadar ağırlıkta temsil edildiğini ortaya koymayı amaçlamaktadır.
- ●, bir pozisyonun açıkça ve belirgin bir şekilde merkezi olarak temsil edildiği anlamına gelir.
- ◐, açıkça mevcut olan ancak sınırlı, farklılaştırılmış ya da programatik açıdan özel bir ağırlık atfedilmeden ifade edilen bir tutumu belirtir.
- ○, siyasi bir yönelim belirgin olsa da, bu yönelimin yalnızca ihtiyatlı, dolaylı ya da marjinal bir şekilde ortaya çıktığı durumlarda kullanılır.
- ✕ işareti, programın söz konusu konuyu açıkça reddettiği veya bunun tam tersi bir talepte bulunduğu anlamına gelir.
- — buna karşılık, yalnızca incelenen programda yeterince net bir tutum tespit edilemediği anlamına gelir.
Bu ayrım önemlidir. Örneğin, 1983 tarihli bir seçim programında, ancak on yıllar sonra daha büyük önem kazanan bir siyasi kavramdan bahsedilmiyorsa, bundan o dönemde bu kavramın reddedildiğini çıkarmak ciddiyetsiz bir yaklaşım olur. Sessizlik, karşı duruş anlamına gelmez. Bu nedenle tablolar, bir puan sistemi olarak değil, arkasındaki orijinal kaynaklara yönelik bir rehber olarak anlaşılmalıdır.
Dört on yıllık bir karşılaştırmanın sınırları vardır
Bir başka sınırlama da aynı derecede önemlidir: Her siyasi talep, 42 yıl öncesiyle kolayca karşılaştırılamaz. 1983’teki Avrupa Topluluğu, 2025’teki Avrupa Birliği değildi. O dönemde daha fazla Avrupa entegrasyonu talebi, bugün olduğundan farklı bir anlam taşıyordu, çünkü başlangıç noktası farklıydı.
Aynı durum dış politika için de geçerlidir. Federal Almanya Cumhuriyeti’nin Sovyetler Birliği ile olan ilişkisi, Almanya’nın günümüz Rusya’sıyla olan ilişkisiyle basitçe eşdeğer tutulamaz. Güvenlik politikasına ilişkin genel koşullar, ittifaklar, sınırlar ve askeri tehdit durumları gibi unsurlar da değişmiştir.
Göç, vatandaşlık, aile politikası, enerji veya toplumsal politika konularında da yasal durum ve siyasi terminoloji kısmen kökten bir değişim geçirmiştir.
Bu tür farklılıkların konuyu anlamak açısından belirleyici olduğu durumlarda, bunlar kısaca açıklanmaktadır. Ancak bu açıklamaların amacı, hoş olmayan veya şaşırtıcı ifadeleri tarihsel olarak gerekçelendirmek değildir. Bağlam, bir görüşün hangi koşullarda ortaya konduğunu anlamaya yardımcı olmak içindir. Görüşün kendisi ise değişmez.
1983 yılı otomatik olarak „sağcı“, 2025 yılı ise otomatik olarak „solcu“ değildir“
İşte bu nedenle, bu karşılaştırmaya önceden belirlenmiş bir siyasi yön verilmemelidir. Bir tezle başlayıp ardından binlerce sayfalık seçim programlarında uygun kanıtlar aramak kolay olurdu. Bu şekilde muhtemelen istenen hemen hemen her hikâye anlatılabilir. Bana göre tam tersi yol daha ilginç görünüyor: öncelikle tüm programlara olabildiğince tekdüze sorular sormak ve ancak ondan sonra ortaya çıkan sonuçları incelemek.
Belki de toplumsal-siyasi konularda belirgin bir yönelme görülürken, ekonomi politikasında ise bambaşka bir eğilim gözlemlenebilir. Belki de dış politika tutumları, iç politika tutumlarından daha fazla değişmiştir. Belki de bazı alanlarda şaşırtıcı derecede tutarlı kalmış, diğer alanlarda ise neredeyse tanınmaz hale gelmiş partiler vardır.
Ve belki de siyasi gelişmeyi „sol“ ile „sağ“ arasındaki tek bir eksen üzerinde gösterme fikri, zaten fazla basit bir yaklaşım olarak ortaya çıkabilir. Ancak bu konu, bu noktada açıkça tartışmaya bırakılmalıdır.
Eski belgelerle yapılan bir deney
Aslında bu makale bu nedenle bir deneme niteliğinde. Üç birbirinden çok farklı yıla ait siyasi belgeleri ele alıyoruz, bunları mümkün olduğunca karşılaştırılabilir konulara ayırıyoruz ve cevapları yan yana koyuyoruz. Bir partinin geçmişte neyi savunduğuna, bugünkü kendini sunma biçimi karar vermez. Aynı şekilde, tarihsel bir ifadenin nasıl değerlendirileceğine de bugünkü siyasi değerlendirme karar vermemelidir.
Öncelikle önemli olan sadece yazılanlardır. Ekonomi politikası, sosyal devlet, aile, göç, vatandaşlık hakları, enerji, Avrupa, Bundeswehr, NATO, silahsızlanma ve daha pek çok konu tek tek ele alındığında, yavaş yavaş daha geniş bir tablo ortaya çıkar.
Bu tablonun, Alman partilerinin gelişimi hakkındaki yaygın kanılara nihayetinde uyup uymadığı ya da bazı noktalarda tamamen farklı bir görünüm sergileyip sergilemediği, sonraki bölümlerde ortaya çıkacaktır.
Geleneksel olarak temel siyasi görüşlerin birbirinden özellikle belirgin bir şekilde ayrıldığı noktadan başlayalım: ekonomi, piyasa ekonomisi ve devletin bu konuda hangi rolü üstlenmesi gerektiği sorusu.

Ekonomi, Piyasa ve Devletin Rolü
Ekonomi politikası, temel siyasi görüşlerin özellikle belirgin bir şekilde ortaya çıktığı alanlardan biridir. Devletin öncelikle işletmelerin ve vatandaşların ekonomik faaliyetlerde bulunabilecekleri koşulları yaratması mı gerekir? Yoksa daha fazla müdahale etmesi, yatırım yapması, düzenlemeler getirmesi ve belirli gelişmeleri hedefli bir şekilde desteklemesi mi gerekir?
Bu sorular, incelenen tüm on yıllarda farklı biçimlerde karşımıza çıkmaktadır. Bununla birlikte, bu soruların ortaya çıktığı bağlam önemli ölçüde değişmiştir. 1983 yılında Federal Almanya Cumhuriyeti, yüksek işsizlik, zayıf büyüme ve önceki petrol krizlerinin ekonomik sonuçlarıyla mücadele ediyordu. 1990 yılında ise Almanya’nın yeniden birleşmesi kapıda idi ya da tam da gerçekleşmişti. Doğu Almanya’nın tüm ekonomik yapıları, çok kısa bir süre içinde Batı Almanya’nın ekonomik düzenine entegre edilmek zorundaydı.
2009 yılında ise Almanya, uluslararası finans ve ekonomik krizin etkisinin tam ortasındaydı. Bankaların istikrarı sağlanmalı, şirketlere destek verilmeli ve ekonomik canlandırma programları başlatılmalıydı. Bu nedenle Federal Meclis seçimleri, tam da piyasa ekonomisine temel olarak bağlı partilerin bile önemli devlet müdahalelerini tartıştığı bir ortamda gerçekleşti. SPD’nin 2009 tarihli hükümet programı, bu krizin üstesinden gelinmesini açıkça merkezine almıştı.
2025 yılında gündem yeniden değişmiştir. Rekabet gücü, enerji fiyatları, bürokrasi, nitelikli işgücü eksikliği, dijitalleşme ve sanayi merkezleri için uluslararası rekabet, ekonomi politikası programlarının büyük bir kısmını belirlemektedir. CDU/CSU, büyümeyi, işletmelere yönelik vergi indirimlerini ve daha az düzenlemeyi özellikle öne çıkarıyor; FDP de programını açıkça büyüme, vergi indirimleri ve daha yalın bir devlet ile ilişkilendiriyor.
Piyasa ekonomisi her yerde aynı anlama gelmez
İncelenen partilerin neredeyse tamamı, günümüzde ilke olarak piyasa ekonomisi düzenini kabul etmektedir. Farklılıklar, bu düzenin nasıl şekillendirilmesi gerektiği sorusundan kaynaklanmaktadır.
CDU/CSU ve FDP, piyasa ekonomisini geleneksel olarak girişimci özgürlük, rekabet, özel mülkiyet ve devlet düzenlemelerinin sınırlandırılmasıyla özellikle güçlü bir şekilde ilişkilendirir. SPD de piyasa ekonomisi düzenini kabul eder, ancak bunu sosyal devletin sağladığı güvence, işyerinde söz hakkı, toplu sözleşme bağlayıcılığı ve devletin yönlendirici rolüyle daha güçlü bir şekilde ilişkilendirir.
Yeşiller’de buna bir unsur daha ekleniyor. Partinin ilk programında bile, ekonomik büyümenin ekolojik sınırlardan bağımsız olarak ele alınabileceği fikri sorgulanmıştı. Bundan yola çıkarak, on yıllar boyunca piyasa ekonomisi araçlarını ekolojik dönüşüm için geniş kapsamlı devlet düzenlemeleriyle giderek daha fazla birleştiren bir ekonomi politikası gelişti. Heinrich Böll Vakfı’nın program arşivi, tarihsel belgeler ışığında bu gelişimi takip etmeyi mümkün kılıyor.
Bu nedenle, „daha fazla piyasa“ ya da „daha fazla devlet“ gibi basit sınıflandırmalar çoğu zaman çok kaba kalır. Bir parti, hem piyasa ekonomisi rekabetini savunurken hem de devletten milyarlarca tutarında yatırım talep edebilir. Özel şirketleri destekleyip belirli sektörleri siyasi olarak yönlendirebilir. Ayrıca, bazı alanlarda bürokrasiyi azaltmak isterken, diğer alanlarda yeni kurallar talep edebilir.
Krizle birlikte devletin rolü değişiyor
Bu nedenle, 2009 yılına ait bu ek ara değerlendirme özellikle ilgi çekicidir. Finansal kriz, neredeyse tüm partileri olağanüstü koşullar altında devlet müdahaleleriyle olan ilişkilerini yeniden tanımlamaya zorladı. Normal zamanlarda sorunlu ya da aşırı müdahaleci olarak değerlendirilecek önlemler, birdenbire finansal sistemi ve ekonomiyi istikrara kavuşturmak amacıyla tartışılmaya başlandı.
İşte bu nedenle 2009 yılı, münferit siyasi tutumların neden her zaman zamansal bağlam içinde değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle aşağıdaki matris, tek tek konjonktürel önlemleri veya vergi oranlarını karşılaştırmamaktadır. Matris, uzun vadeli programatik temel yönelimi ortaya koymaya çalışmaktadır: Piyasa ne kadar ön plana çıkarılmaktadır? Devlete ne tür bir rol verilmektedir? Partiler, özelleştirme, düzenleme, yatırım politikası, sanayi politikası ve kamu borcu konularına nasıl yaklaşmaktadır?
Karşılaştırma tablosu: Ekonomi, piyasa ve devletin rolü
| Siyasi duruş | CDU 1983 | CDU 1990 | CDU 2009 | CDU 2025 | SPD 1983 | SPD 1990 | SPD 2009 | SPD 2025 | Yeşiller 1983 | Yeşiller* 1990 | Yeşiller 2009 | Yeşiller 2025 | FDP 1983 | FDP 1990 | FDP 2009 | FDP 2025 | AfD 2025 |
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
| Piyasa ekonomisine güçlü bir yönelim | ● | ● | ● | ● | ◐ | ◐ | ◐ | ◐ | ○ | ○ | ◐ | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● |
| Devletin ekonomi üzerindeki kontrolünün güçlendirilmesi | ○ | ○ | ○ | ○ | ● | ● | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● | ✕ | ✕ | ✕ | ✕ | ○ |
| Devlet işletmelerinin ve görevlerinin özelleştirilmesi | ● | ● | ● | ● | ○ | ○ | ○ | ○ | ✕ | ✕ | ✕ | ✕ | ● | ● | ● | ● | ● |
| Ekonomi politikasının bir aracı olarak kamu veya devlet işletmeleri | ○ | ○ | ○ | ○ | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ✕ | ✕ | ✕ | ✕ | ○ |
| İşletmelere yönelik vergi ve düzenleyici yüklerin hafifletilmesi | ● | ● | ● | ● | ○ | ○ | ◐ | ◐ | ✕ | ○ | ◐ | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● |
| Yüksek gelir ve servetlerin daha fazla yeniden dağıtılması veya daha yüksek oranda vergilendirilmesi | ✕ | ✕ | ✕ | ✕ | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ✕ | ✕ | ✕ | ✕ | ✕ |
| Toplu sözleşme özerkliği ve tarafların bağımsız ücret belirleme yetkisi | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ◐ | ◐ |
| Büyük devlet yatırım ve ekonomik canlandırma programları | ○ | ○ | ◐ | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ✕ | ○ | ○ | ○ | ○ |
| Etkin devlet sanayi politikası | ◐ | ◐ | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ○ | ○ | ○ | ◐ | ◐ |
| Yerli sanayinin ve stratejik öneme sahip ekonomik sektörlerin korunması | ◐ | ◐ | ● | ● | ◐ | ◐ | ● | ● | ○ | ◐ | ◐ | ● | ○ | ◐ | ◐ | ◐ | ● |
| Bürokrasinin azaltılması ve devlet düzenlemelerinin hafifletilmesi | ● | ● | ● | ● | ◐ | ◐ | ◐ | ◐ | ○ | ○ | ◐ | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● |
| Bütçe disiplini ve devlet borcunun sınırlandırılması | ● | ● | ● | ● | ◐ | ◐ | ◐ | ○ | ○ | ○ | ◐ | ○ | ● | ● | ● | ● | ● |
Sembollerin açıklaması:
● açıkça ve merkezi olarak temsil edilen
◐ açıkça savunuluyor, ancak sınırlı veya merkezi değil
○ zayıf, dolaylı veya ikincil olarak temsil edilen
✕ açıkça reddedildi veya net bir karşı tutum sergilendi
— incelenen programda yeterince net bir tutum tespit edilemedi
Yöntemsel not:
Bu işaretler, siyasi veya niteliksel bir değerlendirme niteliği taşımamaktadır. Yalnızca incelenen Federal Meclis seçim programlarının programatik yönünü özetlemektedir. Bir „—“ işareti, bir partinin bir tutumu reddettiği anlamına gelmez.
2009 yılına ilişkin not:
2009 Federal Meclis Seçimi, yeniden birleşme ile günümüz arasında ek bir ara durak işlevi görüyor. Seçim, uluslararası finans ve ekonomi krizinin tam ortasına denk geliyor; bu nedenle, özellikle konjonktür programları, devlet müdahaleleri, sanayi politikası ve bütçe disiplini ile ilgili açıklamalar, bu tarihsel arka plan ışığında değerlendirilmelidir.
* 1990 yılı için Yeşiller ve İttifak 90’ın özel tarihsel durumu dikkate alınmalıdır. Günümüzde İttifak 90/Yeşiller olarak bilinen parti, o dönemde daha sonraki ortak yapısıyla henüz mevcut değildi.
Vergiler, sosyal devlet ve işgücü: Kim neyi üstleniyor – ve devlet neyi güvence altına almalı?
Vergi, iş ve sosyal güvenlik kadar pek çok temel soruyu birbiriyle birleştiren başka bir politika alanı neredeyse yoktur. Devlet, gelir ve serveti ne ölçüde yeniden dağıtmalıdır? Toplum hangi riskleri karşılamalı, hangi sorumluluklar bireye kalmalıdır? Çalışma geliriyle devlet yardımları arasındaki fark ne kadar olmalı? Ve ücretlerin ve çalışma koşullarının belirlenmesinde sendikalar, işverenler ve devlet hangi rolü oynamaktadır?
Özellikle dört on yılı aşan bir karşılaştırma söz konusu olduğunda dikkatli olmak gerekir. 1983 yılındaki sosyal devlet, 2025 yılındaki sosyal devletle öylece eşdeğer tutulamaz. Vergi oranları, sosyal yardımlar, işgücü piyasası araçları ve hatta kavramlar bile değişmiştir. Vatandaş geliri, yasal asgari ücret veya günümüzün temel güvence biçimleri o dönemde bugünkü halleriyle mevcut değildi.
Bu nedenle, aşağıdaki matris tek tek yasaları değil, programatik temel yönelimi karşılaştırmaktadır: Gelir dağılımı daha fazla mı yeniden düzenlenmeli, yoksa vergi yükü daha fazla mı hafifletilmeli? Sosyal devlet genişletilmeli mi, yoksa kişisel sorumluluk ve çalışma teşviklerine daha fazla odaklanılmalı mı? İşçi hakları ve sendikalar ne kadar vurgulanıyor? Ve performans ilkesi ne kadar önem taşıyor?
Sosyal güvence ile performans ilkesi arasında
İlk olarak dikkat çeken nokta, bu temel sorunun on yıllar boyunca neredeyse hiç değişmemiş olmasıdır. Hemen hemen tüm partiler, sosyal güvenliği bir şekilde, ücretli çalışmanın sosyal devletin ekonomik temelini oluşturduğu düşüncesiyle ilişkilendirmektedir. Ancak her iki tarafa verilen önem açısından büyük farklılıklar söz konusudur.
Bu nedenle programlar, “sosyal devlet olmalı mı?” gibi soyut bir soruda değil, daha çok bu devletin nasıl şekillendirileceği konusunda farklılık göstermektedir. Bazı programlar kamu güvencesi, gelir dağılımı ve işçi haklarına daha fazla ağırlık verirken, diğerleri kişisel sorumluluğu, katkı payı sınırlamasını ve ücretli iş ile transfer ödemeleri arasındaki mali farkı vurgulamaktadır.
2025 yılında bu tartışma özellikle belirgin bir hal alıyor. CDU/CSU, „Çalışkanlar için Gündem“den bahsediyor ve vatandaş gelirini yeni bir temel güvence ile değiştirmek istiyor. FDP ise açıkça „Vatandaş Geliri yerine iş“ hedefini dile getiriyor ve negatif gelir vergisi ilkesine göre vergilerle finanse edilen sosyal yardımların birleştirilmesini öneriyor. Buna karşılık SPD, daha yüksek ücretler, toplu sözleşmelere daha sıkı bağlılık ve 15 avroluk asgari ücrete öncelik veriyor.
Uzun vadeli bir bakış açısıyla bakıldığında ilginç olan nokta, bu temel düşüncelerden hangilerinin 1983 ve 1990 programlarında zaten yer aldığı – ve hangi siyasi araçların ise daha sonra eklendiğidir.
Vergiler: Farklı devlet anlayışlarının bir yansıması
Aynı durum vergi politikası için de geçerlidir. Sadece vergi indirimi talebinde bulunmak, ilk bakışta kimin yükünün hafifletileceği konusunda pek bir şey ifade etmez. Aynı şekilde, daha yüksek vergi talebi de otomatik olarak tüm gelirlerin daha fazla vergilendirilmesi gerektiği anlamına gelmez.
Böylece SPD, 2025 yılında gelir vergisi mükelleflerinin yaklaşık yüzde 95’inin vergi yükünün hafifletilmesini, yüksek gelir ve servet sahiplerinin daha fazla katkı sağlamasıyla açıkça birleştiriyor. Buna karşılık CDU/CSU ve FDP, diğer hususların yanı sıra gelir vergisi tarifesini daha düz hale getirmek ve en yüksek vergi oranının geçerli olduğu gelir sınırını yükseltmek istiyor; FDP ayrıca dayanışma ek vergisinin tamamen kaldırılmasını talep ediyor.
Bu nedenle, tarihsel bir karşılaştırma açısından, bir partinin „vergi indirimleri“ mi yoksa „vergi artışları“ mı talep ettiği tek başına ilgi çekici değildir. Asıl belirleyici olan, bunun arkasında yatan hizmet, dağıtım ve devlet finansmanı anlayışının ne olduğudur.
Koruma ve esneklik arasında iş
Üçüncü bir alan ise işçinin konumuyla ilgilidir. Bu konuda farklı görüşler özellikle doğrudan çatışmaktadır: Devlet, ücret belirleme ve çalışma koşullarına daha fazla müdahale etmeli mi? Toplu sözleşme özerkliği ve sendikalar ne kadar önemlidir? Çalışma süresi daha sıkı bir şekilde düzenlenmeli mi, yoksa esnekleştirilmeli mi? Ve devletin, ücretli çalışmanın devlet yardımlarından yararlanmaya kıyasla mali açıdan daha cazip kalmasını sağlamak için ne kadar çaba göstermesi gerekir?
Bu bağlamda da tarihsel kavramlar her zaman doğrudan karşılaştırılabilir değildir. 1983 tarihli bir program, o dönemde siyasi olarak henüz aynı işlevi görmeyen yasal asgari ücreti bugünkü biçimiyle değerlendiremezdi. Bu nedenle, bir talebin eksik olması, sonradan bir ret olarak yorumlanmamalıdır.
Bu nedenle, aşağıdaki genel bakış tek tek yasa tasarılarını ele almamaktadır. Aksine, bunların ardında yatan programatik yönelimleri karşılaştırılabilir hale getirmeyi amaçlamaktadır.
Karşılaştırma tablosu: Vergiler, sosyal devlet ve işgücü
| Siyasi duruş | CDU 1983 | CDU 1990 | CDU 2009 | CDU 2025 | SPD 1983 | SPD 1990 | SPD 2009 | SPD 2025 | Yeşiller 1983 | Yeşiller 1990 | Yeşiller 2009 | Yeşiller 2025 | FDP 1983 | FDP 1990 | FDP 2009 | FDP 2025 | AfD 2025 |
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
| Düşük ve orta gelirli kesimlere yönelik vergi indirimi | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ◐ | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● |
| Yüksek gelirlerin daha fazla vergilendirilmesi | ✕ | ✕ | ✕ | ✕ | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ✕ | ✕ | ✕ | ✕ | ✕ |
| Büyük servetlere daha yüksek vergilendirme | ✕ | ✕ | ✕ | ✕ | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ✕ | ✕ | ✕ | ✕ | ✕ |
| İşletmelere vergi indirimi | ● | ● | ● | ● | ○ | ○ | ◐ | ◐ | ✕ | ○ | ◐ | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● |
| Devletin sosyal yardımlarının genişletilmesi | ◐ | ◐ | ◐ | ○ | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ○ | ○ | ○ | ✕ | ○ |
| Sosyal yardımların sınırlandırılması veya daha sıkı şartlara bağlanması | ◐ | ◐ | ● | ● | ✕ | ✕ | ◐ | ○ | ✕ | ✕ | ○ | ✕ | ◐ | ● | ● | ● | ● |
| Performans ilkesi / iş ve transfer gelirleri arasındaki mali fark | ● | ● | ● | ● | ◐ | ◐ | ● | ◐ | ○ | ○ | ◐ | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● |
| Sosyal güvence alanında daha fazla kişisel sorumluluk | ● | ● | ● | ● | ○ | ○ | ◐ | ○ | ✕ | ✕ | ○ | ○ | ● | ● | ● | ● | ● |
| Sendikaların güçlendirilmesi ve toplu sözleşme kapsamının genişletilmesi | ◐ | ◐ | ◐ | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ◐ | ◐ | ○ | ○ | ○ |
| Asgari ücretlere ilişkin devlet düzenlemeleri | — | — | ✕ | ◐ | — | — | ● | ● | — | — | ● | ● | — | — | ✕ | ◐ | ● |
| Çalışma süresinin kısaltılması: bir siyasi hedef | ✕ | ✕ | ✕ | ✕ | ● | ● | ◐ | ○ | ● | ● | ◐ | ○ | ✕ | ✕ | ✕ | ✕ | ✕ |
| Çalışma saatlerinin ve işgücü piyasasının esnekleştirilmesi | ◐ | ● | ● | ● | ○ | ○ | ◐ | ◐ | ✕ | ✕ | ○ | ○ | ● | ● | ● | ● | ● |
| Daha güçlü özel ya da sermaye temelli emeklilik güvencesi | ○ | ◐ | ● | ● | — | ○ | ◐ | ◐ | ✕ | ✕ | ○ | ◐ | ◐ | ● | ● | ● | ◐ |
Aile, toplum ve toplumsal değerler
1983 ile 2025 yılları arasındaki farkı, aile, partnerlik ve toplumsal yaşam kavramları kadar doğrudan ortaya koyan çok az sayıda politika alanı vardır. Bu bağlamda, sadece siyasi talepler değişmekle kalmamıştır. Kısmen, bu konular hakkında konuşulurken kullanılan dil de değişmiştir.
1983 yılında, erkek ve kadın arasındaki evlilik, siyasi yelpazenin büyük bir kısmı için aile politikasının doğal referans noktasıydı. Siyasi farklılıklar, öncelikle kadınların aile ve iş hayatında hangi rolü üstlenmeleri gerektiği, çocuk bakımının nasıl organize edilmesi gerektiği ve devletin erkeklerle kadınlar arasında fiili eşitliği ne ölçüde desteklemesi gerektiği konularında ortaya çıkıyordu.
Ancak o zamanlar bile belirgin çatışma hatları mevcuttu. CDU ve CSU, toplumun temeli olarak aile ve evliliği özellikle vurguluyordu. SPD ve FDP ise aile politikasını, kadınların artan işgücüne katılımı ve eşit hak talebiyle daha yakından ilişkilendiriyordu. Genç Yeşiller ise geleneksel rol modellerini çok daha temel bir düzeyde sorguladılar ve farklı yaşam biçimlerini erken bir aşamadan itibaren bireysel özgürlüğün bir parçası olarak gördüler. Dört on yıl sonra, bu konuların çoğu artık farklı koşullar altında tartışılıyor.
Ev hanımı evliliğinden aile ve iş hayatının bir arada yürütülmesine
Bu değişim, özellikle kadınların işgücüne katılımında çok belirgindir. 1983 yılında, ebeveynlerden birinin – pratikte çoğunlukla annenin – en azından uzun bir süre boyunca çocukların bakımını üstlenmesi fikri, bugün olduğundan çok daha güçlü bir şekilde toplumda yerleşmişti. Ancak bu, tüm siyasi partilerin kadınları ev hanımı rolüne mahkum etmek istediği anlamına gelmiyordu. Kadınlar için daha iyi mesleki fırsatlar ve aile içi görevlerin daha adil bir şekilde paylaşılması talebi, o dönemde de zaten siyasi bir gündem maddesiydi.
Ancak sonraki on yıllar boyunca odak noktası değişti. 2009 yılında, ebeveyn yardımı, çocuk bakımı ve iş ile aile yaşamının dengelenmesi, federal siyasi tartışmaların doğal bir parçası haline gelmişti. SPD, eşitliği açıkça politik bir çapraz görev olarak tanımladı ve kayıtlı eşcinsel birliktelikleri hukuki açıdan evliliğe daha da yaklaştırmak istedi.
2025 yılında, aile ve iş hayatının bir arada yürütülmesi, neredeyse tüm siyasi yelpazede kabul görmektedir. Daha geleneksel bir aile anlayışının savunulduğu kesimlerde bile, kadınların ilke olarak ücretli çalışmaktan vazgeçmeleri gerektiği düşüncesi artık neredeyse ortadan kalkmıştır.
Böylece asıl çatışma ekseni değişmiştir. Mesele artık kadınların çalışıp çalışmaması değil, daha çok çocuk bakımının nasıl düzenleneceği, ebeveynlerin iş ve aile görevlerini nasıl paylaştığı ve devletin belirli aile modellerini ne ölçüde desteklemesi gerektiğidir. Aile hâlâ önemlidir – ancak tanımı değişmektedir
Aile kavramının kendisi de değişmiştir.
CDU ve CSU için aile, programlarında hâlâ son derece önemli bir yer tutmaktadır. Ancak 2025 programı, aile desteğini açıkça ebeveyn izni, ebeveyn yardımı, çocuk bakımı ve aile yaşamını bireysel olarak düzenleme imkânıyla ilişkilendiriyor. Aynı zamanda, Birlik, örneğin kürtaj veya Kendi Kaderini Belirleme Yasası’na yaklaşım gibi konularda daha muhafazakar bir toplumsal politika anlayışını sürdürüyor.
SPD ve Yeşiller, daha geniş kapsamlı bir aile kavramı kullanmaktadır. Bu bağlamda, birlikte yaşamanın somut hukuki veya geleneksel biçimi, karşılıklı sorumluluğun üstlenilmesinden giderek daha az belirleyici hale gelmektedir. Örneğin, SPD’ye göre 2025 yılında aile işlerinin eşitlikçi bir şekilde paylaşılması da bu kavramın bir parçasıdır.
FDP ise yine liberal bir mantığı izliyor: Devlet, hangi özel yaşam biçiminin toplumsal bir model olarak kabul edileceği konusunda ilke olarak daha az karar vermelidir.
Böylece, eskiden büyük ölçüde klasik aile modeline dayanan bir tartışma, giderek seçim özgürlüğü, eşitlik ve farklı yaşam biçimlerine karşı devletin tarafsızlığı üzerine bir tartışmaya dönüşmüştür.
Eşitlik, anlamını değiştiriyor
Eşitlik kavramı özellikle ilgi çekicidir. 1983 yılında, siyasi tartışmaların önemli bir kısmı hâlâ resmi eşitliğin günlük yaşamda fiilen hayata geçirilmesine odaklanıyordu. Mesleki fırsatlar, ücretler, emeklilik hakları, aile hukuku ve aile içi görevlerin paylaşımı bu konuda önemli bir rol oynuyordu.
2009 yılında tartışma çok daha ileri bir aşamaya gelmişti. SPD, eşitlik politikasını açıkça kesişimsel bir görev olarak ele almak ve kadınların aktif olarak desteklenmesini sürdürmek istiyordu. Yeşiller Partisi ve diğer partilerin bir kısmında da bu arada, gerçek eşitliği sağlamak için siyasi araçlar daha sağlam bir şekilde yerleşmişti.
2025 yılında, erkekler ve kadınlar için eşit haklara ilişkin temel talep, pratikte tüm siyasi partiler arasında ortak bir görüş haline gelmiştir. Tartışmalı olan ise daha çok bunun için kullanılacak araçlardır. Devlet kota uygulamaları getirmeli mi? Eşitlik, yalnızca hukuki açıdan eşit muamele anlamına mı gelmeli, yoksa farklı toplumsal sonuçları da siyasi olarak düzeltmeli mi? Ayrımcılıkla mücadele yasaları ne kadar ileri gidebilir? Ve cinsiyet ile cinsel kimlik, devlet düzenlemelerinde artık ne tür bir rol oynamalıdır?
Böylelikle siyasi partiler, hem kadın-erkek eşitliğini savunurken hem de somut önlemler konusunda birbiriyle tamamen zıt tutumlar sergileyebilirler.
Hamileliğin sonlandırılması: Uzun vadeli bir çatışma konusu
Bu dönem boyunca nispeten iyi bir şekilde izlenebilen az sayıdaki toplumsal-siyasi tartışmalardan biri, kürtaj konusuyla ilgilidir.
Bu konuda da hukuki durum ve toplumsal tartışmalar değişmiştir. Ancak, kadının kendi kaderini tayin etme hakkı ile devletin doğmamış hayatı koruma yükümlülüğü arasındaki temel çatışma hattı devam etmiştir.
CDU ve CSU, geleneksel olarak doğmamış yaşamın korunmasına daha fazla önem vermektedir ve 2025 yılında da 218. maddenin mevcut düzenlemesine açıkça bağlı kalmaktadır. Güncel programda bu düzenleme, kadının kendi kaderini tayin etme hakkı ile doğmamış çocuğun korunması arasında bir toplumsal uzlaşma olarak nitelendirilmektedir.
SPD ve özellikle Yeşiller, kadınların kendi kaderini tayin etme hakkına daha fazla önem veriyor ve on yıllar boyunca daha kapsamlı liberalleşmeleri savunmuşlardır. Burada da tarihsel karşılaştırma, her siyasi çatışma hattının kolayca ortadan kalkmadığını göstermektedir. Bazıları yalnızca somut biçimlerini değiştirmiştir.
Yeni sorular ortaya çıkıyor, eskileri ortadan kalkıyor
Buna karşılık, günümüzün diğer toplumsal-siyasi konuları ise 1983 yılına kadar mantıklı bir şekilde geriye doğru izlenemez. Eşcinsel birlikteliklerin hukuki eşitliği buna iyi bir örnektir. 1983 yılında, evlilik ve yaşam ortaklığı üzerine günümüzde yürütülen tartışma, Federal Meclis seçim programlarında uzaktan yakından bile aynı önemi taşımıyordu. Bu nedenle, bir program maddesinin eksik olması otomatik olarak açık bir ret olarak yorumlanmamalıdır.
Bu durum, cinsiyet kaydının yasal olarak değiştirilmesine veya Kendi Kaderini Belirleme Yasası’na ilişkin güncel meseleler için daha da belirgindir. Günümüzde süren bu tartışmanın, 1980’lerin başındaki Federal Meclis seçim programlarında gerçek anlamda bir karşılığı yoktur.
Özellikle bu tür yerlerde, tablolardaki tire işareti önemlidir. Bu, “Parti buna karşıydı” anlamına gelmez. Bunun anlamı şudur: Bugünkü bu soruya, o dönemin programından yola çıkarak ciddi bir yanıt verilemez.
Karşılaştırma tablosu: Aile, toplum ve toplumsal model
| Siyasi duruş | CDU 1983 | CDU 1990 | CDU 2009 | CDU 2025 | SPD 1983 | SPD 1990 | SPD 2009 | SPD 2025 | Yeşiller 1983 | Yeşiller 1990 | Yeşiller 2009 | Yeşiller 2025 | FDP 1983 | FDP 1990 | FDP 2009 | FDP 2025 | AfD 2025 |
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
| Evlilik ve aile, toplumun özellikle öne çıkarılan bir model olarak | ● | ● | ● | ● | ◐ | ◐ | ◐ | ◐ | ✕ | ✕ | ○ | ○ | ◐ | ◐ | ○ | ○ | ● |
| Ailede geleneksel rol dağılımı | ◐ | ◐ | ○ | ○ | ○ | ✕ | ✕ | ✕ | ✕ | ✕ | ✕ | ✕ | ○ | ○ | ✕ | ✕ | ● |
| Aile ve iş hayatının uzlaştırılması: temel bir siyasi hedef | ◐ | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ◐ |
| Devlet destekli çocuk bakım hizmetlerinin genişletilmesi | ○ | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ◐ | ◐ | ● | ● | ◐ |
| Aktif devlet eşitlik politikası | ◐ | ◐ | ◐ | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ◐ | ◐ | ◐ | ◐ | ○ |
| Kadınların desteklenmesi ve/veya bağlayıcı kotalar: bir siyasi araç olarak | ○ | ○ | ○ | ○ | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ○ | ○ | ✕ | ✕ | ✕ |
| Farklı yaşam ve aile biçimlerinin eşit şekilde tanınması | ○ | ○ | ◐ | ◐ | ◐ | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ○ |
| Sosyal-politik liberalizm ve özel alanda öz-belirleme hakkına verilen büyük önem | ○ | ○ | ◐ | ◐ | ◐ | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ○ |
| Henüz doğmamış yaşamın korunmasına büyük önem verilmesi | ● | ● | ● | ● | ◐ | ◐ | ◐ | ○ | ○ | ○ | ○ | ○ | ◐ | ◐ | ◐ | ◐ | ● |
| Kürtajın serbestleştirilmesi | ✕ | ✕ | ✕ | ✕ | ◐ | ◐ | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● | ◐ | ◐ | ◐ | ● | ✕ |
| Eşcinsel çiftlerin hukuki eşitliği | — | — | ○ | ◐ | — | ○ | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ○ | ◐ | ● | ● | ✕ |
| Devletin ayrımcılıkla mücadele politikasının geliştirilmesi | — | ○ | ◐ | ◐ | ○ | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ◐ | ◐ | ◐ | ◐ | ✕ |
Göç, sığınma, vatandaşlık ve entegrasyon
Dört on yıldan fazla bir süreyi kapsayan bir karşılaştırma yapıldığında, göç ve iltica kadar çok tarihsel bağlam gerektiren başka bir politika alanı neredeyse yoktur. Bunun nedeni sadece siyasi tutumların değişmiş olması değildir. Hukuki temeller, göçün boyutları ve hatta kısmen bu konuyu ifade etmek için kullanılan terimler bile bugün 1983 veya 1990’dakinden farklıdır.
1980’lerin başında, Federal Almanya Cumhuriyeti, siyasi açıdan uzun süredir kendini bir göçmen ülkesi olarak görmese de, aslında on yıllardır bir göçmen ülkesiydi. 1950’ler ve 1960’lardan itibaren, sözde “misafir işçi” programı kapsamında milyonlarca yabancı işçi Almanya’ya gelmişti. 1973’teki işçi alımının durdurulmasının ardından tartışma giderek aile birleşimi, entegrasyon ve başlangıçta geçici olarak planlanan ikametlerin kalıcı bir göç haline gelip gelmediği sorusuna kaydı.
İşte bu nokta, tarihsel karşılaştırma açısından önemlidir. O dönemdeki siyasi tartışma, günümüzde vasıflı işgücü göçü, Avrupa’nın dış sınırlarından gelen mülteci göçü veya reddedilen sığınmacılarla nasıl başa çıkılacağı konusundaki tartışmalarla aynı değildi. Yine de o dönemde bile, günümüze kadar izleri görülebilen çatışma hatları mevcuttu.
Almanya bir göçmen ülkesidir – yoksa tam tersi mi?
En dikkat çekici değişikliklerden biri, gerçekliğin tanımlanışıyla ilgilidir. CDU ve CSU, uzun süre Almanya’nın klasik bir göç ülkesi olmadığı görüşünü savunmuşlardır. Göçün sınırlandırılması ve özellikle de halihazırda Almanya’da kalıcı olarak yaşayan yabancıların entegrasyonunun iyileştirilmesi gerekiyordu.
SPD ve Yeşiller, eskiden Almanya’nın bir göç toplumu olduğu yönünde açık bir anlayışa doğru ilerliyorlardı. Bu gelişme özellikle 2009 yılında açıkça görülmektedir. O dönemki SPD hükümet programı, hiç dolambaçlanmadan şöyle ifade etmişti: „Almanya bir göç ülkesidir.“ Aynı zamanda, nitelikli göçün daha kolay hale getirilmesi ve daha iyi yönetilmesi hedefleniyordu.
O zamana kadar CDU ve CSU’da da söylem değişmişti. 2009 tarihli hükümet programı, Almanya’yı „entegrasyon ülkesi“ olarak nitelese de, bunu hâlâ açıkça „göçün sınırlandırılması ve yönetilmesi“ ile ilişkilendiriyordu. İyi düzeyde Almanca bilgisi ve başarılı entegrasyon kursları, temel ön koşullar olarak vurgulanmıştı.
Bu bakımdan, özellikle 2009 yılı ilginç bir ara tablo ortaya koymaktadır: Kalıcı göç gerçeği, yerleşik siyasi yelpazede giderek daha fazla kabul görmeye başlamış, ancak siyasi açıdan çok farklı şekillerde yorumlanmıştır.
İltica, göçle aynı şey değildir
Doğru bir karşılaştırma yapabilmek için, göçün farklı biçimleri arasında ayrım yapmak da gereklidir. İltica, siyasi zulüm görenlere tanınan bir koruma hakkıdır. Buna karşılık, işgücü ve vasıflı işgücü göçü, ekonomik ve göç politikasına ilişkin kurallara tabidir. Aile birleşimi ise halihazırda mevcut olan ikamet haklarıyla ilgilidir.
Siyasi tartışmalarda bu alanlar sıklıkla birbiriyle karıştırılır. Bu durum, program analizi açısından sorun teşkil eder. Bir parti, nitelikli işgücü göçünü açıkça desteklerken, aynı zamanda çok daha kısıtlayıcı bir iltica politikası talep edebilir. Aile birleşimini sınırlayabilir ve yine de vasıflı işgücünün göçünü kolaylaştırabilir. Aynı şekilde, cömert bir vatandaşlığa kabul politikası, dil ve entegrasyon konusunda yüksek şartlarla birleştirilebilir.
Bu nedenle, aşağıdaki matris bu ayrı boyutları birbirinden olabildiğince tutarlı bir şekilde ayırmaktadır.
1990 yılı, sığınma uzlaşmasından önceydi
1990 yılı, tarihsel açıdan özellikle önemlidir. O dönemdeki sığınma hakkı, daha sonraki düzenlemeden önemli ölçüde farklıydı. CDU/CSU, FDP ve SPD partileri ancak 1992/93 yıllarında sözde “sığınma uzlaşısı” üzerinde anlaşmaya vardılar. Anayasa’nın değiştirilmesi ve “güvenli üçüncü ülkeler” ilkesinin getirilmesiyle Alman sığınma hukuku kökten değişti.
1990 yılındaki seçim programları, bu dönüm noktasından önce hazırlanmıştı. Bu nedenle, 1990 yılına ait kısıtlayıcı veya liberal bir tutum, partinin 2025 yılındaki sığınma sistemini o zamanlar zaten tartışmış olduğu şeklinde yorumlanmamalıdır. Hukuki çıkış noktası farklıydı.
Bu durum, tersine, günümüzde sınırlarda geri gönderme talepleri, Avrupa sığınma prosedürleri veya Avrupa Birliği dışındaki prosedürler için de geçerlidir. Bu araçların çoğunun doğrudan bir tarihsel karşılığı yoktur.
Vatandaşlık, başlı başına bir çatışma konusu haline geliyor
Vatandaşlık hukukundaki değişim daha da net bir şekilde izlenebilir. Geleneksel olarak, Alman vatandaşlık hukuku büyük ölçüde soy ilkesine dayanıyordu. Alman ebeveynleri olan herkes, kural olarak Alman vatandaşlığını alıyordu. Buna karşın, bir kişinin Almanya’da doğmuş olması ve burada kalıcı olarak yaşaması, otomatik olarak vatandaşlık hakkı sağlamıyordu.
Kırmızı-yeşil koalisyon hükümeti döneminde, bu sistem 2000 yılından itibaren önemli ölçüde değiştirildi ve doğum yeri ilkesine dayalı unsurlarla tamamlandı. 2009 yılında, bu durumun yol açtığı çatışmalar hâlâ açıkça görülüyordu. SPD, Alman vatandaşlığının alınmasını daha da kolaylaştırmak ve çifte vatandaşlığı kabul etmek istiyordu. Hükümet programında, insanların hem menşe ülkeleriyle hem de Almanya ile özdeşleşebilmeleri gerektiği açıkça belirtilmişti.
2025 yılında bu tartışma bir kez daha alevlendi. SPD, vatandaşlığa kabul koşullarının kolaylaştırılmasını savunuyor ve Almanya’yı açıkça modern bir göç toplumu olarak tanımlıyor. Buna karşılık CDU ve CSU, göçün sınırlandırılmasına yeniden daha fazla ağırlık veriyor ve vatandaşlık yasasında son dönemde yapılan liberalleşmelerin bir kısmını geri almak istiyor. Aynı zamanda, arzu edilen vasıflı işgücü göçü ile düzensiz ya da insani göç arasında ayrım yapmaya devam ediyorlar.
Böylece, bir parti aynı tabloda hem bir göç türü konusunda katı bir sınırlama hem de başka bir göç türü konusunda esneklik sergileyebilir.
Teşvik ve yükümlülük arasındaki bütünleşme
“Entegrasyon” kavramında da, bazı siyasi tartışmaların düşündürdüğünden daha fazla ortak nokta bulunmaktadır. Neredeyse tüm siyasi partiler, entegrasyonu bir noktada dil, eğitim, ücretli çalışma ve toplumsal katılımla ilişkilendirmektedir. Ancak, desteğin mi yoksa yükümlülüğün mü daha fazla vurgulanacağı konusunda farklılıklar bulunmaktadır.
CDU ve CSU, geleneksel olarak dil, hukuk düzeni ve toplumsal entegrasyon konularına daha fazla önem vermektedir. 2009 yılında, Birlik, iyi düzeyde Almanca bilgisini başarılı entegrasyonun temel koşulu olarak açıkça belirtmiştir.
Aynı yıl SPD, entegrasyonu toplumsal, ekonomik, kültürel ve siyasi hayata eşit haklarla katılım olarak daha kapsamlı bir şekilde tanımladı. Aynı zamanda, dil öğrenimini de ilk ve en önemli ön koşul olarak nitelendirdi.
Bu, tabloların neden sadece „entegrasyon yanlısı“ ve „entegrasyon karşıtı“ olarak ayrım yapamayacağının iyi bir örneğidir. Aradaki fark, daha çok entegrasyonun ne anlama geldiğine ve hangi tarafın daha fazla sorumluluk üstlendiğine bağlıdır: göçmen mi, devlet mi, yoksa her ikisi mi?.
2025’te göç, yeniden önemli bir ayrım çizgisi haline gelecek
2025 yılına kadar siyasi durum yeniden önemli ölçüde değişti. 2015’ten bu yana devam eden yoğun mülteci akını, Avrupa’daki sığınma krizi, Ukrayna’daki savaş, çeşitli yıllarda artan mülteci sayıları ve düzensiz göç konusundaki siyasi tartışmalar, bu konuyu Alman siyasetinin gündeminin çok daha merkezine taşıdı.
CDU ve CSU, 2025 yılına kadar „göç politikasında köklü bir dönüşüm“ talep ediyorlar. Buna, Alman sınırlarında geri çevirmeler, hızlandırılmış geri gönderimler, aile birleşiminde kısıtlamalar ve insani kabullerin sınırlandırılması da dahildir.
SPD ve Yeşiller, Almanya’nın bir göç ülkesi olduğu anlayışını daha güçlü bir şekilde savunuyor ve yasal göçü, entegrasyonu ve toplumsal katılımın kolaylaştırılmasını vurguluyor. FDP ise ekonomik açıdan arzu edilen göçü, daha sıkı bir denetim ve düzensiz göçe karşı daha kısıtlayıcı bir yaklaşımla birleştiriyor.
2025 yılında, diğer partilere kıyasla göçün sınırlandırılması, geri gönderilmesi ve ulusal kontrolünü programının çok daha merkezi bir unsuru haline getiren AfD partisi de seçimlere katılacak.
Bu nedenle, özellikle bu dört tarihsel referans noktası, genellikle fazla basitleştirilmiş bir algıyı önlemeye yardımcı olmaktadır. Göç, sadece „açık“ ile „kapalı“ arasında bir çizgi değildir. İşgücü göçü, sığınma, aile birleşimi, vatandaşlık ve entegrasyon, aynı parti içinde tamamen farklı şekillerde gelişebilir.
Karşılaştırma tablosu: Göç, sığınma, vatandaşlık ve entegrasyon
| Siyasi duruş | CDU 1983 | CDU 1990 | CDU 2009 | CDU 2025 | SPD 1983 | SPD 1990 | SPD 2009 | SPD 2025 | Yeşiller 1983 | Yeşiller 1990 | Yeşiller 2009 | Yeşiller 2025 | FDP 1983 | FDP 1990 | FDP 2009 | FDP 2025 | AfD 2025 |
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
| Göçün sınırlandırılması, açık bir siyasi hedef olarak | ● | ● | ● | ● | ◐ | ◐ | ○ | ◐ | ✕ | ✕ | ✕ | ○ | ◐ | ◐ | ◐ | ◐ | ● |
| Almanya, açıkça bir göçmen kabul eden ülke olarak algılanıyor | ✕ | ✕ | ○ | ◐ | ○ | ◐ | ● | ● | ◐ | ● | ● | ● | ○ | ◐ | ● | ● | ✕ |
| Hedefe yönelik işgücü ve vasıflı işgücü göçünün teşviki | ○ | ○ | ● | ● | ○ | ◐ | ● | ● | ◐ | ◐ | ● | ● | ◐ | ● | ● | ● | ◐ |
| Bireysel sığınma hakkının kapsamlı bir şekilde korunması | ◐ | ◐ | ◐ | ○ | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ◐ | ○ |
| İltica imkânlarının sınırlandırılması veya koşullarının sıkılaştırılması | ● | ● | ◐ | ● | ✕ | ✕ | ○ | ◐ | ✕ | ✕ | ✕ | ○ | ○ | ◐ | ◐ | ● | ● |
| İltica başvurusu reddedildikten sonra tutarlı bir şekilde geri gönderme | ● | ● | ● | ● | ◐ | ◐ | ◐ | ● | ○ | ○ | ○ | ◐ | ◐ | ◐ | ● | ● | ● |
| Geniş kapsamlı aile birleşimi | ○ | ○ | ○ | ✕ | ◐ | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ◐ | ◐ | ◐ | ◐ | ✕ |
| Vatandaşlığa kabul sürecinin kolaylaştırılması | ✕ | ✕ | ○ | ✕ | ◐ | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ○ | ◐ | ◐ | ◐ | ✕ |
| Çifte veya çoklu vatandaşlığın kabul edilmesi | ✕ | ✕ | ○ | ✕ | ○ | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ○ | ○ | ◐ | ◐ | ✕ |
| Dil edinimi ve aktif entegrasyon çabaları açıkça talep edilmektedir | ● | ● | ● | ● | ◐ | ◐ | ● | ● | ◐ | ◐ | ● | ● | ◐ | ● | ● | ● | ● |
| Kültürel uyum ve ortak toplumsal model üzerinde güçlü bir vurgu yapılmaktadır | ● | ● | ● | ● | ◐ | ◐ | ◐ | ◐ | ○ | ○ | ○ | ○ | ◐ | ◐ | ◐ | ◐ | ● |
| AB üyesi olmayan ve kalıcı olarak ikamet eden yabancılar için belediye seçim oy hakkı | ✕ | ✕ | ✕ | ✕ | ○ | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ○ | ○ | ◐ | ◐ | ✕ |
| Avrupa çapında dağıtım ve ortak Avrupa iltica politikası | — | — | ● | ◐ | — | — | ● | ● | — | — | ● | ● | — | — | ● | ● | ○ |
Devlet, iç güvenlik ve vatandaş hakları: Devletin ne kadar yetkiye ihtiyacı var?
Özgürlük ve güvenlik arasındaki ilişki, demokratik siyasetin en eski çatışma alanlarından biridir. Bir devlet, vatandaşlarını şiddet, suç ve demokratik düzene yönelik saldırılardan korumak zorundadır. Aynı zamanda, tam da bu devlet, vatandaşlarını gözetlemek için polis teşkilatına, istihbarat servislerine, ceza hukukuna ve giderek artan bir şekilde teknik imkânlara da sahiptir.
Doğru sınırın nerede çizileceği konusu, 1983’te 2025’ten farklı koşullar altında tartışılmıştı. Seksenli yılların başlarında Federal Almanya Cumhuriyeti, RAF terör örgütünün yarattığı deneyimler, yetmişli yıllardaki güvenlik politikası tartışmaları ve veri koruma, meslekten men, gösteri yapma hakkı ve devlet gözetimi konularındaki yoğun tartışmalarla şekillenmişti. Aynı zamanda, yeni toplumsal hareketlerle birlikte, kısmen o dönemde var olan parlamenter sistemin çok ötesine geçen yurttaş katılımı ve doğrudan demokrasi kavramları ortaya çıktı.
Dört on yıldan fazla bir süre sonra, o dönemin temel sorularının çoğu hâlâ geçerliliğini koruyor. Ancak teknik koşullar kökten değişti. Görüntü izleme, biyometrik yöntemler, dijital iletişim verileri, yapay zeka ve uluslararası veri ağları, devlete 1983 yılında hayal bile edilemeyecek imkânlar sunmaktadır. Aynı zamanda uluslararası terörizm, organize suç, siber saldırılar ve aşırılıkçı ağlar, iç güvenlik anlayışını değiştirmiştir.
Bu durumda, ilgili seçim programlarında hangi temel tutumun ortaya çıktığı sorusu daha da ilginç hale geliyor.
Güvenlik ve özgürlük, basit bir zıtlık değildir
Bu konuda yapılan karşılaştırmalarda yaygın bir yanlış kanıdan kaçınılmalıdır. Güçlü bir polis gücü talep eden bir parti, bu nedenle otomatik olarak sivil haklara karşı değildir. Tersine, veri koruma ve özgürlük haklarına büyük önem verilmesi, devlet güvenlik kurumlarının ilke olarak zayıflatılması gerektiği anlamına gelmez.
Bu bağlantı, 2025 seçim programlarında da kendini göstermektedir. CDU ve CSU, diğer hususların yanı sıra güvenlik kurumlarını güçlendirmeyi ve onlara ek teknik ve hukuki imkânlar sağlamayı amaçlamaktadır. Bündnis 90/Die Grünen de, etkin bir hukuk devletine duyulan ihtiyacı, temel ve insan haklarının açıkça vurgulanmasıyla birleştirmektedir. FDP, geleneksel olarak vatandaş haklarına ve veri korumasına özel önem verirken, aynı zamanda işlevsel polis ve güvenlik kurumları talep etmektedir.
Bu nedenle, aradaki farklar genellikle özgürlük ya da güvenliğe yönelik soyut bir bağlılıktan ziyade, devletin hangi müdahalelerde bulunabileceğine, bu müdahalelerin ne kadar sıkı bir şekilde denetlenmesi gerektiğine ve şüphe durumunda bireysel vatandaşın haklarına ne kadar ağırlık verileceğine dair görüş ayrılıklarından kaynaklanmaktadır.
Nüfus sayımından dijital gözetime
Veri koruma konusunda tarihsel mesafe özellikle belirgindir. 1983 yılında veri koruma zaten önemli bir siyasi konuydu. Aynı yıl, planlanan nüfus sayımı geniş çaplı bir toplumsal tartışmaya yol açmış ve bu tartışma, nihayetinde Federal Anayasa Mahkemesi’nin meşhur nüfus sayımı kararına ve bilgiye dayalı öz belirleme hakkının gelişmesine yol açmıştı. O dönemdeki tartışma, kağıt anket formları ve devletin veri tabanlarını ilgilendiriyordu. Bugün ise konu, dijital iletişim, konum verileri, yüz tanıma, büyük veri hacimlerinin otomatik olarak değerlendirilmesi ve güvenlik kurumlarının şifreli iletişime erişimidir. Teknik boyut değişmiştir. Ancak temel siyasi soru aynı kalmıştır:
Devlet, vatandaşları hakkında ne kadar bilgi sahibi olabilir?
Bu nedenle, aşağıdaki matris tek tek teknik araçları karşılaştırmamaktadır. Sonuçta, 1983 tarihli bir program, günümüzün yüz tanıma teknolojisi veya modern mesajlaşma hizmetlerinin analizine ilişkin bir görüş içerebilirdi. Asıl belirleyici olan, devletin gözetimi, veri koruma ve vatandaş ile güvenlik aygıtı arasındaki ilişkiye yönelik belirgin temel yaklaşımdır.
İkinci bir gelişme çizgisi olarak doğrudan demokrasi
İkinci bir ilginç uzun vadeli gelişme, vatandaşların siyasi kararları nasıl etkilemesi gerektiği sorusuyla ilgilidir.
Yeşiller, 1980’lerin başında Federal Almanya’nın siyasi manzarasına son derece tabandan demokratik bir anlayış getirmiştir. 1983 Federal Meclis seçimlerine yönelik seçim çağrısı, Heinrich-Böll Vakfı arşivinde muhafaza edilmektedir; bu arşivde ayrıca 1990 tarihli program ve diğer tarihi program belgeleri de mevcuttur.
Günümüzde referandum veya diğer doğrudan demokrasi biçimlerine yönelik talepler, yalnızca bu gelenekten doğan partilerde görülmemektedir. Özellikle AfD, 2025 programında halk oylamalarını ve halkın doğrudan egemen olduğu fikrini açıkça öne çıkarmaktadır.
Bu nedenle, tam da bu örnekte, bir siyasi aracın on yıllar boyunca parti politikası bağlamındaki konumunu nasıl değiştirebileceği, bunu talep eden partilerin genel olarak benzer siyasi görüşlere sahip olmaları gerekmeden, iyi bir şekilde gözlemlenebilir.
Karşılaştırma tablosu: Devlet, iç güvenlik, yurttaş hakları ve demokrasi
| Siyasi duruş | CDU 1983 | CDU 1990 | CDU 2009 | CDU 2025 | SPD 1983 | SPD 1990 | SPD 2009 | SPD 2025 | Yeşiller 1983 | Yeşiller 1990 | Yeşiller 2009 | Yeşiller 2025 | FDP 1983 | FDP 1990 | FDP 2009 | FDP 2025 | AfD 2025 |
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
| Polis ve güvenlik kurumlarının güçlendirilmesi | ● | ● | ● | ● | ◐ | ◐ | ● | ● | ✕ | ○ | ◐ | ● | ◐ | ◐ | ● | ● | ● |
| Devletin soruşturma ve gözetim yetkilerinin genişletilmesi | ● | ◐ | ◐ | ● | ○ | ○ | ◐ | ◐ | ✕ | ✕ | ✕ | ○ | ✕ | ✕ | ✕ | ✕ | ◐ |
| Veri Gizliliği ve Bilgi Üzerinde Özerklik | ○ | ◐ | ◐ | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● |
| Devlet gözetiminin sınırlandırılması | ○ | ○ | ○ | ○ | ◐ | ◐ | ● | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● |
| Bireysel yurttaşlık ve özgürlük haklarına büyük önem verilmesi | ◐ | ◐ | ◐ | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● |
| Gösteri ve protesto haklarının kapsamlı bir şekilde korunması | ○ | ○ | ◐ | ◐ | ◐ | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ◐ |
| Devletin müdahalelerine karşı ifade özgürlüğünün güçlü bir şekilde korunması | ◐ | ◐ | ◐ | ◐ | ◐ | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● |
| Devlet kurumları tarafından siyasi aşırılıklarla mücadele | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ○ | ◐ | ● | ● | ◐ | ◐ | ● | ● | ◐ |
| Güvenlik kurumları üzerinde daha sıkı parlamento ve yargı denetimi | ○ | ◐ | ◐ | ◐ | ◐ | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ◐ |
| Federal düzeyde referandumlar ve doğrudan demokrasi | — | — | ○ | ○ | ○ | ◐ | ● | ◐ | ● | ● | ● | ◐ | ◐ | ◐ | ● | ◐ | ● |
| Parlamento seçimlerinin ötesinde daha güçlü bir vatandaş katılımı | ○ | ○ | ◐ | ◐ | ◐ | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● |
| Devletin kişisel yaşam alanına müdahalesinin sınırlandırılması | ◐ | ◐ | ◐ | ◐ | ◐ | ◐ | ● | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● |
Eğitim, bilim ve kültürel konular
Eğitim politikası, siyasi farklılıkların genellikle genel hedeflerden ziyade bu hedeflere nasıl ulaşılacağı sorusunda ortaya çıktığı alanlardan biridir. Neredeyse hiçbir parti, iyi okullar, nitelikli öğretmenler, verimli yükseköğretim kurumları veya daha iyi mesleki eğitime karşı çıkmaz. Farklılıklar, okul yapıları, başarı beklentileri, yetki alanları, ücretler ve devletin rolü konusunda ortaya çıkar.
Tarihsel karşılaştırmalar da dikkatli yapılmalıdır. 1983’teki eğitim ortamı, 2025’tekinden farklıydı. Tam gün okullar çok daha az yaygındı, dijitalleşme hiç rol oynamıyordu, lisans ve yüksek lisans derecelerini içeren Bologna Süreci henüz yoktu ve ülke çapında eğitim standartları konusundaki tartışmaların anlamı da farklıydı. Yine de, bazı temel soruların izini on yıllar boyunca şaşırtıcı derecede iyi bir şekilde sürebiliriz.
Performans ve Fırsat Eşitliği
Bu çatışma eksenlerinden biri, başarı ile fırsat eşitliği arasındaki ilişkiyle ilgilidir. CDU ve FDP, geleneksel olarak başarı beklentilerini, farklı eğitim yollarını ve okulların ile yükseköğretim kurumlarının özerkliğini daha fazla vurgulamaktadır. Hıristiyan Demokratlar Birliği (CDU), 2025 yılında da açıkça „öğrenme sevinci, çaba ve başarı“yı merkeze koyuyor ve okula başlamadan önce zorunlu dil sınavları yapılmasını talep ediyor.
SPD ve Yeşiller, eğitim başarısını sosyal kökeninden ayırmaya daha fazla önem vermektedir. Bu durum, erken destek, tam gün eğitim programları, dezavantajlı okullara daha fazla mali kaynak ayrılması ve yükseköğretim diplomalarına daha kolay erişim taleplerine yol açmaktadır.
Ancak bu zıtlık, bu tür kısa açıklamaların düşündürdüğü kadar net değildir. SPD ve Yeşiller de eğitim sisteminin verimliliğini talep ederken, CDU ve FDP ise fırsat eşitliğini açıkça bir hedef olarak belirtiyor. Aradaki farklar daha çok, eğitim fırsatlarındaki eşitsizliğin hangi nedenlerden kaynaklandığının kabul edildiği ve bundan hareketle hangi devlet araçlarının devreye sokulacağı konusunda yatmaktadır.
Okul yapısı, hâlâ eski bir çatışma hattı olmaya devam ediyor
Okulların organizasyonunda tarihsel ayrım daha belirgindir. SPD ve özellikle Yeşiller, geleneksel olarak entegre okul modellerine daha açık bir tutum sergilemiştir. CDU ve CSU ise kademeli okul sistemini ve farklı okul bitirme belgelerini daha güçlü bir şekilde savunmuştur. FDP de tek tip bir okul modelinden ziyade farklılaşma, seçim imkânları ve rekabete daha fazla ağırlık vermiştir.
Bu tartışma, on yıllar içinde keskinliğini yitirmiştir. Toplum okulu, genel okul ve diğer entegre okul türleri artık birçok eyaletin eğitim sisteminin bir parçası haline gelmiştir; buna karşın, Gymnasium, Realschule ve diğer farklı eğitim yolları da hâlâ varlığını sürdürmektedir.
Bu da bu makalede tekrarlanan bir örüntüyü ortaya koyuyor: Eskiden temel bir sistem sorunu olarak tartışılan konular, on yıllar sonra kısmen bir arada var olabilmektedir.
2009'da federal hükümetin önemi artacak
Özellikle 2009 yılına ait ara değerlendirme sonuçları ilgi çekicidir. İlk PISA araştırmalarının sonuçları, daha önce Alman eğitim sisteminin performansına ilişkin geniş çaplı bir tartışma başlatmıştı. Aynı zamanda, 2006’daki federalizm reformunun ardından, federal hükümetin eğitim politikasına ne ölçüde müdahil olması gerektiği konusu da tartışmalı hale gelmişti.
SPD, 2009 yılında federal hükümet, eyaletler ve belediyelerden ortak bir çaba gösterilmesini, eğitim harcamalarının artırılmasını, tam gün eğitim imkânlarının genişletilmesini, okullarda sosyal hizmetlerin sunulmasını ve lisans ve yüksek lisans düzeyine kadar ücretsiz ilk derece eğitimi talep etmişti.
Yeşiller de „Beton Yerine Eğitim“ başlığı altında programa eğitim konusuna geniş bir bölüm ayırmış ve daha iyi okullar, üniversiteler ve mesleki eğitimi seçim programlarının merkezine yerleştirmişlerdir. Bu nedenle 2009 sütunu, bugün bize tanıdık gelen birçok eğitim politikası konusunun o dönemde de zaten sağlam bir şekilde yerleşmiş olduğunu çok iyi göstermektedir.
Erişim, rekabet ve özgürlük arasında yer alan yükseköğretim kurumları
Bir başka uzun vadeli ihtilaf konusu ise yükseköğretim kurumlarıyla ilgilidir. Erişim ne kadar açık olmalı? Devlet, yükseköğretim kurumlarını ne ölçüde finanse etmeli ve yönetmelidir? Üniversiteler ne kadar özerkliğe sahip olmalıdır? Ve öğrenciler, öğrenim ücretleri yoluyla finansmanlarına doğrudan katkıda bulunmalı mı?
2000’li yıllarda özellikle öğrenim ücretleri konusunda şiddetli tartışmalar yaşandı. SPD, 2009 yılında yüksek lisans düzeyine kadar ilk öğrenimin ücretsiz olmasını açıkça talep etti. Aynı zamanda, lise diploması olmayan ancak mesleki yeterliliğe sahip kişilerin üniversiteye girişini kolaylaştırmak istedi.
FDP ve Hıristiyan Demokratlar, yükseköğretim özerkliğine, rekabete ve performansa dayalı yapılara daha fazla ağırlık verdiler. Yeşiller ise yükseköğretime mümkün olduğunca açık erişimi, sosyal erişim engellerinin reddedilmesiyle birleştirdiler.
Ancak tüm farklılıklara rağmen dikkat çekici bir sabit vardır: Bilim ve araştırma özgürlüğü, tüm siyasi yelpazede ilke olarak büyük önem taşımaktadır. Hatta AfD bile 2025 yılında üniversitelerin özerkliğini ve araştırma ile öğretim özgürlüğünü açıkça vurgulamaktadır.
Diğer konulara kıyasla daha fazla süreklilik
Toplum, enerji veya güvenlik politikalarına kıyasla, eğitim alanında ilk bakışta daha az göze çarpan görüş değişiklikleri göze çarpmaktadır. Temel hedefler on yıllardır benzerlik göstermektedir: Eğitimin, sosyal yükselmeyi mümkün kılması, ekonomiye ve topluma nitelikli insan kaynağı sağlaması ve bilimsel performansın güvence altına alınması amaçlanmaktadır.
Farklılıklar daha çok kurumsal düzende yatmaktadır. Okul yapıları ve yetki alanları konusundaki tartışmalar özellikle uzun solukludur. CDU ve FDP, farklılaştırma, başarı, özerklik ve federal sorumluluğa daha fazla ağırlık vermektedir. SPD ve Yeşiller ise eşit erişim, sosyal fırsat eşitliği ve benzer eğitim koşulları sağlanması konusunda devletin daha fazla sorumluluk üstlenmesini daha fazla vurgulamaktadır.
Aynı zamanda, taraflar bazı pratik konularda birbirlerine yaklaşmışlardır. Tam gün eğitim hizmetleri, erken çocukluk dönemi desteği, mesleki eğitim ve zorlu başlangıç koşullarına sahip çocuklara yönelik ek destek, günümüzde farklı biçimlerde neredeyse her yerde mevcuttur.
Ancak bu, eğitim politikasının artık politik olmaktan çıktığı anlamına gelmez. Tartışma sadece kısmen başka bir alana kaymıştır.
Bu dönemin ortası bazı şeyleri açıklıyor
2009 yılı bu konuda da yararlı bir ek referans noktasıdır. SPD, o dönemde diğer taleplerinin yanı sıra eğitim harcamalarının artırılmasını, tam gün okulları, kapsayıcı eğitimi, daha fazla üniversite kontenjanı ve ilk lisans eğitiminin ücretsiz olmasını talep etmişti. Yeşiller ise, eğitim konusuna programlarında ayrı ve geniş bir bölüm ayırarak bunu toplumsal politika konseptlerinin merkezi bir bileşeni haline getirmişti. FDP ise buna karşılık olarak daha fazla rekabet, eğitim özgürlüğü ve kişisel sorumluluğu öne çıkardı; partinin eksiksiz „Almanya Programı 2009“u, Liberalizm Arşivi’nde hâlâ yer almaktadır.
Böylece, günümüz eğitim tartışmalarının önemli bir kısmı 2009 yılında da zaten göze çarpıyordu. Yeni eklenen unsurlar ise özellikle diğer çerçeve koşullarıdır: dijitalleşme, nitelikli işgücü eksikliği, temel becerilerdeki gerilemeye dair artan endişeler ve federal bir eğitim sisteminin ne kadar ulusal düzeyde karşılaştırılabilirliğe ihtiyaç duyduğu sorusu.
İşte bu nedenle eğitim politikası, temel duruşların tamamen değiştiği politika alanlarına karşı iyi bir örnek teşkil etmektedir. Burada genellikle hedefin kendisi değil, şu sorunun cevabı değişmektedir:
Hangi okul, hangi üniversite ve hangi devlet düzeni bu hedefe ulaşmaya en uygun?
Karşılaştırma tablosu: Eğitim, bilim ve yükseköğretim kurumları
| Siyasi duruş | CDU 1983 | CDU 1990 | CDU 2009 | CDU 2025 | SPD 1983 | SPD 1990 | SPD 2009 | SPD 2025 | Yeşiller 1983 | Yeşiller 1990 | Yeşiller 2009 | Yeşiller 2025 | FDP 1983 | FDP 1990 | FDP 2009 | FDP 2025 | AfD 2025 |
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
| Eyaletlerin geniş yetki alanı ve eğitim federalizmi | ● | ● | ● | ● | ◐ | ◐ | ○ | ○ | ○ | ○ | ○ | ○ | ● | ● | ● | ◐ | ● |
| Ülke çapında daha güçlü bir koordinasyon ve ortak eğitim standartları | ○ | ○ | ◐ | ● | ◐ | ◐ | ● | ● | ◐ | ◐ | ● | ● | ○ | ○ | ◐ | ● | ○ |
| Başarı odaklılık ve zorunlu eğitim gereklilikleri üzerinde büyük vurgu yapılmaktadır | ● | ● | ● | ● | ◐ | ◐ | ● | ● | ◐ | ◐ | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● | ● |
| Entegre veya ortak okul türlerine yönelik desteğin artırılması | ✕ | ✕ | ○ | ○ | ● | ● | ● | ◐ | ● | ● | ● | ◐ | ○ | ○ | ○ | ○ | ✕ |
| Kademeli veya farklılaştırılmış bir okul sisteminin korunması | ● | ● | ● | ● | ✕ | ✕ | ○ | ○ | ✕ | ✕ | ✕ | ○ | ● | ● | ● | ● | ● |
| Tam gün okulların ve tam gün eğitim hizmetlerinin yaygınlaştırılması | ○ | ○ | ● | ● | ◐ | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ○ | ○ | ◐ | ● | ○ |
| Eğitime ücretsiz erişim ya da genel öğrenim ücretlerinin açıkça reddedilmesi | — | — | ○ | ◐ | — | — | ● | ● | — | — | ● | ● | — | — | ✕ | ◐ | ○ |
| Mesleki ve ikili eğitimin güçlü bir şekilde desteklenmesi | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ◐ | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● |
| Mesleki niteliklere sahip kişilere yönelik üniversitelerin daha fazla açılması | ○ | ○ | ◐ | ● | ○ | ◐ | ● | ● | ◐ | ◐ | ● | ● | ◐ | ◐ | ● | ● | ◐ |
| Bilim ve araştırmaya yönelik güçlü devlet desteği | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● |
| Üniversitelerin özerkliği ile araştırma ve öğretim özgürlüğü üzerinde güçlü bir şekilde vurgu yapıldı | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● |
Gerçeklik neden seçim programlarından farklı olabilir?
Ekonomist Christian Rieck, siyasi yalanları öncelikle tek tek politikacıların ahlaki başarısızlığı olarak değil, yanlış teşviklerin bir sonucu olarak açıklıyor. Oyun teorisi açısından bakıldığında, vaatler, yerine getirilmemelerinin kişisel sonuçları neredeyse hiç olmadığında güvenilirliklerini yitiriyor. Bu tür ifadeler „ucuz sözler“ haline geliyor: Seçmenler için, stratejik iletişimden gelen vaatleri güvenilir taahhütlerden ayırt etmek giderek zorlaşıyor. Aynı zamanda, muazzam bilgi hacmi bir şeffaflık paradoksu yaratıyor. Dikkat çekmek için birbiriyle rekabet eden skandallar, öfke dalgaları ve haberler ne kadar çok olursa, gerçekten önemli olayları fark etmek o kadar zorlaşıyor.
Politikacılar neden bize bu kadar utanmazca yalan söylüyor? (Uygulamalı Rasyonalite Teorisi) | Prof Dr Christian Rieck
Rieck bu etkiyi bir hizmet reddi saldırısıyla karşılaştırıyor: Halkın sınırlı dikkati, sürekli yeni uyarıcılarla meşgul ediliyor. Aynı zamanda, alışma süreciyle birlikte hangi siyasi davranışların hâlâ olağanüstü kabul edileceğine dair ölçütler de değişiyor. Sonucu şu: Sorunu çözecek olan, temelde „daha iyi“ politikacılara duyulan umut değil. Asıl belirleyici olan, dürüstlüğe, doğrulanabilir taahhütlere ve kişisel sorumluluğa yeniden stratejik bir avantaj kazandıran kurumsal kurallardır.
Enerji, Nükleer Enerji, Çevre ve İklim: Petrol Krizinden İklim Nötrlüğüne
Enerji politikası kadar, dört on yıllık bir dönemi karşılaştırmaya elverişli bir politika alanı neredeyse yoktur. Şaşırtıcı bir şekilde, 1983’teki temel soruların çoğu hâlâ güncelliğini korumaktadır: Enerji arzı ne kadar güvenilirdir? Almanya enerji ithalatına ne kadar bağımlı olabilir? Kömür ve nükleer enerji hangi rolü oynamalı? Devlet, enerji tedarikine ne kadar müdahale etmeli? Ve bir toplum, çevre ve iklim koruma için ne kadar bedel ödemeye hazır?
Yine de, o dönemdeki tartışmayı günümüzün kavramlarıyla basitçe tanımlamak yanıltıcı olur. 1983 yılında, enerji politikası tartışmalarının odak noktası iklim nötrlüğü değildi. Petrol krizlerinden edinilen deneyimler hâlâ tazeydi; arz güvenliği ve ithal petrole bağımlılık büyük bir rol oynuyordu ve nükleer enerji, köklü bir siyasi çatışmanın konusuydu.
Yeşiller için nükleer enerjiye karşı direniş, kuruluş ilkelerinden biriydi. Buna karşın CDU/CSU ve FDP, nükleer enerjiyi güvenli bir enerji tedarikinin önemli bir bileşeni olarak görüyordu. SPD de 1983 yılında, sonraki on yıllarda olduğu gibi değil, farklı enerji politikası koşulları altında bulunuyordu.
2025’te tablo farklıdır. Almanya’daki son nükleer santraller kapatılmıştır, yenilenebilir enerji kaynakları elektrik üretiminin önemli bir kısmını oluşturmaktadır, iklim nötrlüğü merkezi bir siyasi kavram haline gelmiştir – ve aynı zamanda enerji güvenliği, enerji fiyatları ve endüstriyel rekabet gücü konuları yeniden yoğun bir şekilde tartışılmaktadır. İşte bu nedenle eski programlara bir göz atmak faydalı olacaktır.
Nükleer enerji: Siyasi bir ayrım çizgisi
Seksenli yılların başında nükleer enerji, enerji politikası kapsamında yer alan teknolojilerden sadece biri değildi. Federal Almanya Cumhuriyeti’nde en önemli toplumsal-siyasi çatışma konularından biriydi.
CDU ve CSU, nükleer enerjinin kullanımına devam edilmesi gerektiğini savundu. FDP de, diğer enerji kaynakları yeterli bir alternatif sunmadığı sürece nükleer enerjinin gerekli olduğunu düşündü. Yeşiller ise temelde farklı bir tutum sergiledi: Nükleer enerjiden vazgeçilmesi, bu genç partinin kimliğini belirleyen taleplerinden biriydi.
SPD’de ise gelişmeler o kadar düz bir çizgide ilerlemedi. Parti, 1980’lerin başında, sonraki on yıllarda kısmen algılandığı gibi, nükleer enerjiden kararlı bir şekilde vazgeçen bir parti değildi. Ancak sosyal demokrasinin içinde nükleer enerjiye yönelik şüphecilik belirgin bir şekilde arttı. 1986’daki Çernobil nükleer felaketinin ardından partinin tutumu nihayetinde kökten değişti.
Bu tek konu üzerinden bile siyasi tutumların nasıl değişebileceği gözlemlenebilir. 1983 yılında yerleşik parti sisteminin önemli kesimleri tarafından kullanımının devamı desteklenen bir teknoloji, on yıllar sonra Almanya’da siyasi açıdan büyük ölçüde terk edilmişti.
Ancak 2025’te bu soru yeniden gündeme gelmiştir. CDU/CSU ve FDP, nükleer enerjiye geri dönüşü ya da en azından nükleer enerjinin yeniden kullanılmasının teknik olarak mümkün olmasını dışlamak istememektedir. AfD ise nükleer enerjiye geri dönülmesini açıkça talep ediyor. Buna karşılık SPD ve Yeşiller, tamamlanmış olan nükleer enerjiden çıkma kararında ısrar ediyor. Böylece 42 yıl sonra yine net bir siyasi ayrım ortaya çıkıyor – ancak bu kez tamamen farklı teknik ve siyasi koşullar altında.

Çevre Korumasından İklim Politikasına
Çevre politikasının dilinde daha da belirgin bir değişim yaşandı. 1983 yılında çevre koruma, hiçbir şekilde sadece Yeşiller’in gündeminde yer alan bir konu değildi. Hava kirliliği, ormanların yok olması, su kaynaklarının korunması, atıklar, arazi tüketimi ve kirletici yükü gibi konular, yerleşik partilerin de gündemindeydi. Aradaki farklar daha çok, bu sorunlardan hangi sonuçların çıkarılması gerektiği konusunda yatıyordu.
Yeşiller, ekolojik sorunları çok erken bir aşamada sınırsız ekonomik büyüme ve endüstriyel üretim biçimine yönelik temel bir eleştiriyle ilişkilendirdiler. Diğer partiler ise çevre korumasını teknik ilerleme, ekonomik büyüme ve piyasa ekonomisi araçlarıyla birleştirmeye daha fazla ağırlık verdiler.
2025 yılında, o dönemdeki çevre koruma çabaları, kapsamlı bir iklim politikasına dönüşmüştür. CO₂ emisyonları, uluslararası iklim hedefleri, yenilenebilir enerji kaynakları, ısı üretimi, mobilite ve endüstriyel dönüşüm artık birbiriyle bağlantılı bir sistem olarak değerlendirilmektedir.
Bu konuda, iklim değişikliklerinin siyasi olarak dikkate alınması gerekip gerekmediği konusunda artık neredeyse hiç tartışma kalmamıştır. Buna karşın, bunun hangi araçlarla, hangi hızda ve hangi ekonomik sonuçlarla gerçekleştirilmesi gerektiği konusunda görüş ayrılıkları oldukça büyüktür.
Enerji güvenliği yeniden sağlanıyor
Aynı zamanda ilginç olan bir nokta da, 1980’lerin başında zaten merkezi bir rol oynayan bir konunun yeniden önem kazanmış olmasıdır: enerji arzının güvenliği.
O zamanlar konu, petrol ithalatına bağımlılıktı. Bugün ise buna ek olarak doğal gaz, elektrik şebekeleri, depolama tesisleri, hidrojen, yenilenebilir enerji kaynakları ve uluslararası tedarik ilişkilerinin jeopolitik sonuçları da gündemde yer alıyor.
En geç Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı ve Almanya’nın Rus boru hattı gazına olan bağımlılığının büyük ölçüde sona ermesinden bu yana, enerji tedariki yeniden açıkça bir güvenlik politikası haline gelmiştir.
Böylece bu bölümde birbirinden çok farklı iki gelişme karşı karşıya geliyor. Bir yanda iklim nötrlüğü ve büyük ölçüde yenilenebilir enerji tedariki gibi yeni kavramlar yer alıyor. Diğer yanda ise enerji fiyatları, yerli enerji kaynakları, ithalata bağımlılık ve arz güvenliği gibi klasik konular yeniden gündeme geliyor.
Karşılaştırma tablosu: Enerji, nükleer enerji, çevre ve iklim
| Siyasi duruş | CDU 1983 | CDU 1990 | CDU 2009 | CDU 2025 | SPD 1983 | SPD 1990 | SPD 2009 | SPD 2025 | Yeşiller 1983 | Yeşiller 1990 | Yeşiller 2009 | Yeşiller 2025 | FDP 1983 | FDP 1990 | FDP 2009 | FDP 2025 | AfD 2025 |
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
| Nükleer enerjinin kullanımı veya yeniden kullanımı | ● | ● | ● | ● | ◐ | ✕ | ✕ | ✕ | ✕ | ✕ | ✕ | ✕ | ● | ● | ● | ● | ● |
| Nükleer enerjiden vazgeçme | ✕ | ✕ | ✕ | ✕ | ○ | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ✕ | ✕ | ✕ | ✕ | ✕ |
| Yeni nükleer enerji teknolojileri üzerine araştırmalar | ● | ● | ● | ● | ◐ | ○ | ○ | ○ | ✕ | ✕ | ✕ | ✕ | ● | ● | ● | ● | ● |
| Yenilenebilir enerji kaynaklarının geliştirilmesi | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ◐ | ● | ● | ● | ◐ |
| Yenilenebilir enerji kaynakları, uzun vadede baskın enerji kaynağı olarak | ○ | ◐ | ● | ● | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ○ | ◐ | ● | ● | ○ |
| Yerli kömürün kullanımının sürdürülmesi | ● | ● | ◐ | ○ | ● | ● | ◐ | ✕ | ✕ | ✕ | ✕ | ✕ | ● | ◐ | ○ | ○ | ● |
| Siyasi kararlarla belirlenen kömürden çıkış süreci | ✕ | ✕ | ○ | ◐ | ✕ | ○ | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● | ✕ | ✕ | ○ | ◐ | ✕ |
| Enerji ithalatına olan bağımlılığın azaltılması | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● |
| Enerji güvenliği, enerji politikasının öncelikli hedefi olarak | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ◐ | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● |
| Uygun Fiyatlı Enerji / Enerji Fiyatları Temel Hedef Olarak | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ◐ | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● |
| Enerji sistemine yönelik güçlü devlet denetimi | ○ | ○ | ◐ | ◐ | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ✕ | ✕ | ✕ | ✕ | ○ |
| Enerji ve İklim Politikasının Piyasa Ekonomisi Temelli Yönetimi | ● | ● | ● | ● | ◐ | ◐ | ◐ | ◐ | ○ | ○ | ◐ | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● |
| İklim koruma: temel bir siyasi hedef | — | ◐ | ● | ● | — | ◐ | ● | ● | ○ | ● | ● | ● | — | ◐ | ● | ● | ✕ |
| İklim nötrlüğü, bağlayıcı bir siyasi hedef olarak | — | — | ○ | ● | — | — | ○ | ● | — | — | ◐ | ● | — | — | ○ | ◐ | ✕ |
| Çevre ve doğa koruma, bağımsız bir siyasi hedef olarak | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ◐ |
| Ekonomik büyümenin ekolojik sınırları açıkça vurgulanmıştır | ✕ | ✕ | ○ | ○ | ○ | ◐ | ◐ | ◐ | ● | ● | ● | ◐ | ✕ | ✕ | ✕ | ✕ | ✕ |
Ulaşım, Altyapı ve Tarım: Büyüme ve Sınırlamalar Arasındaki Hareketlilik
Ulaşım politikası, ilk bakışta sosyal devlet, nükleer enerji veya iç güvenlik gibi büyük tartışmalar kadar köklü bir etki yaratmıyor gibi görünebilir. Ancak daha yakından bakıldığında, aslında aynı meselelerin bazılarına değiniyor: Devlet öncelikle altyapıyı sağlamalı ve ulaşım aracı seçimini vatandaşın takdirine bırakmalı mı? Yoksa insan ve malların nasıl taşınacağı konusunda hedefli bir şekilde etki etmeli mi? Artan hareketlilik temel olarak arzu edilen bir durum mu, yoksa çevresel nedenlerle ulaşım sınırlandırılmalı mı?
Bu konuda da 1983 ve 2025 yıllarının başlangıç koşulları arasında önemli farklılıklar bulunmaktadır. Seksenli yılların başında otomobil, halihazırda en yaygın bireysel ulaşım aracıydı. Otoyolların ve federal karayollarının genişletilmesi, on yıllardır Federal Almanya Cumhuriyeti’nin altyapı politikasının bir parçasıydı. Aynı zamanda, artan trafiğin sonuçları giderek daha belirgin hale geliyordu. Hava kirliliği, arazi tüketimi, trafik gürültüsü ve şehirlerin maruz kaldığı yük, siyasi gündeme taşınan konular haline geldi.
Yeşiller, bu gelişmeye başından itibaren ulaşım konusunda temelden farklı bir vizyonla karşı çıktılar. Toplu ulaşım ve demiryolları güçlendirilmeli, motorlu bireysel ulaşım ise kısıtlanmalıydı. Geleneksel partiler ise farklı ulaşım türlerini birbiriyle paralel olarak geliştirmeye daha fazla önem verdiler.
2025 yılında bu eski tartışma hâlâ gündemde. Ancak buna iklim koruma, elektrikli araçlar, şarj altyapısı, CO₂ vergilendirmesi ve devletin belirli tahrik teknolojilerini siyasi olarak tercih edip etmemesi gerektiği sorusu da eklenmiştir.
Özgürlük ve siyasi kontrol arasında yer alan otomobil
Özellikle özel kullanım amaçlı binek araçlar konusunda farklı temel tutumlar oldukça belirgin hale geliyor. CDU/CSU, FDP ve AfD, 2025 yılına ilişkin olarak bireysel mobiliteyi, teknolojiye açık olmayı ve otomobilin önemini nispeten daha fazla vurgulamaktadır. CDU/CSU, AB’nin 2035’ten itibaren içten yanmalı motorlu binek araçların yeni tesciline son verme planını geri almak istemektedir. FDP de politik olarak dayatılan içten yanmalı motorların kullanımdan kaldırılmasına karşı çıkıyor ve farklı teknolojiler arasındaki rekabete daha fazla ağırlık veriyor. AfD ise politik olarak zorlanan elektrikli mobiliteye geçişi özellikle net bir şekilde reddediyor.
SPD ve Yeşiller, karayolu ulaşımının daha düşük emisyonlu veya elektrikli tahrik sistemlerine doğru dönüşümüne ve demiryolu ile toplu taşımanın daha büyük bir rol üstlenmesine daha fazla önem veriyor.
Burada ilginç olan, partilerin farklı ulaşım araçlarını tercih etmeleri değildir. Uzun vadeli karşılaştırma açısından daha belirleyici olan, bunun ardındaki şu sorudur: Ulaşım politikası esas olarak hareketliliği sağlamak mı, yoksa aynı zamanda ulaşım aracı seçimini de yönlendirmek mi olmalıdır? Bu çatışma hattı, 1983 yılında da zaten mevcuttu.
Demiryolu: Şaşırtıcı bir uzlaşma
Demiryolu ulaşımı konusunda çok daha geniş bir fikir birliği söz konusudur. Neredeyse tüm partiler, farklı dönemlerde verimli bir demiryolu sistemini talep etmektedir. Aradaki farklar, esas olarak demiryolu ulaşımına karayolu ve hava ulaşımına kıyasla ne kadar öncelik verileceği ve devletin bu ulaşım türünün kullanımını ne ölçüde teşvik etmesi gerektiği konusunda ortaya çıkmaktadır.
İşte bu nedenle, „Demiryollarının Geliştirilmesi“ gibi basit bir tablo satırı pek anlamlı olmaz. Bir parti, hem otoyolları hem de demiryollarını aynı anda geliştirmek isteyebilir. Başka bir parti ise demiryollarının geliştirilmesini, trafiği karayolundan demiryoluna kaydırma hedefiyle açıkça ilişkilendirebilir.
Bu nedenle matris, bir ulaşım türünün sadece genişletilmesi ile farklı ulaşım araçları arasında siyasi olarak arzu edilen bir geçiş arasında ayrım yapmaktadır.
Pazar, arz ve ekoloji arasında tarım
Tarım da 1983’ten bu yana önemli ölçüde değişmiştir. O dönemde tarım ürünleri fiyatları, çiftçilerin gelirleri, Avrupa tarım politikası ve yerli tarımın korunması ön planda yer alıyordu. Yoğun tarımın yol açtığı çevre sorunları her ne kadar giderek daha fazla tartışılsa da, henüz bugünkü öneme sahip değildi.
Yeşiller, bu konuda da o zamana kadar hakim olan “tarım verimliliğini sürekli artırma” anlayışını erkenden sorguladılar. Ekolojik tarım, hayvancılık, pestisitler ve doğal yaşam kaynaklarının korunması, parti programında çok daha büyük bir öneme sahip hale geldi.
2025 yılında bu konuların çoğu çoktan genel siyasi gündemin bir parçası haline gelmiştir. Doğa, toprak veya su kaynaklarının korunmasına karşı çıkan neredeyse hiçbir parti yoktur. Aradaki farklar daha çok, kullanılan araçlar ile ekolojik hedefler, tarımsal verimlilik, arz güvenliği ve işletmelerin ekonomik özgürlüğü arasındaki dengede yatmaktadır.
Böylece bu politika alanı da daha önce defalarca karşılaştığımız bir örüntüyü sergiliyor: Bir talep, siyasi marjinal kesimden genel konsensüse taşınabilirken, asıl çatışma daha sonra bu talebin pratikte ne ölçüde hayata geçirilmesi gerektiği konusunda yaşanır.
Karşılaştırma tablosu: Ulaşım, altyapı ve tarım
| Siyasi duruş | CDU 1983 | CDU 1990 | CDU 2009 | CDU 2025 | SPD 1983 | SPD 1990 | SPD 2009 | SPD 2025 | Yeşiller 1983 | Yeşiller 1990 | Yeşiller 2009 | Yeşiller 2025 | FDP 1983 | FDP 1990 | FDP 2009 | FDP 2025 | AfD 2025 |
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
| Karayolu ağının genişletilmesi ve bakımı | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ◐ | ◐ | ✕ | ✕ | ○ | ○ | ● | ● | ● | ● | ● |
| Demiryolu ulaşımının geliştirilmesi | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ◐ | ● | ● | ● | ◐ |
| Karayolu ulaşımının demiryolu ve toplu taşıma araçlarına kaydırılması | ○ | ◐ | ◐ | ◐ | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ○ | ◐ | ◐ | ◐ | ✕ |
| Toplu taşıma hizmetlerinin geliştirilmesi | ◐ | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ◐ | ◐ | ● | ● | ◐ |
| Özel binek araçlarla ulaşım, özellikle korunması gereken bir bireysel özgürlük olarak | ● | ● | ● | ● | ◐ | ◐ | ◐ | ◐ | ✕ | ✕ | ○ | ○ | ● | ● | ● | ● | ● |
| Motorlu bireysel ulaşımın siyasi olarak sınırlandırılması | ✕ | ✕ | ✕ | ✕ | ○ | ◐ | ◐ | ◐ | ● | ● | ● | ● | ✕ | ✕ | ✕ | ✕ | ✕ |
| Otoyollarda genel hız sınırı | ✕ | ✕ | ✕ | ✕ | ◐ | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ✕ | ✕ | ✕ | ✕ | ✕ |
| Araç tahrik sistemlerinde teknolojiye açık yaklaşım | — | ○ | ◐ | ● | — | ○ | ◐ | ◐ | — | ○ | ○ | ◐ | — | ◐ | ● | ● | ● |
| Elektrikli araç kullanımına geçişin siyasi nedenlerle hızlandırılması | — | — | ○ | ○ | — | — | ◐ | ● | — | — | ● | ● | — | — | ○ | ✕ | ✕ |
| Hava ulaşım merkezinin geliştirilmesi ve güvence altına alınması | ● | ● | ● | ● | ◐ | ● | ◐ | ◐ | ✕ | ✕ | ○ | ○ | ● | ● | ● | ● | ● |
| Çevresel nedenlerle hava trafiğinin kısıtlanması | ✕ | ✕ | ✕ | ✕ | ○ | ○ | ◐ | ◐ | ● | ● | ● | ● | ✕ | ✕ | ✕ | ✕ | ✕ |
| Köylü ve aile işletmesi tarımın korunması ve sürdürülmesi | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● |
| Ekolojik tarımın yaygınlaştırılması | ○ | ◐ | ◐ | ◐ | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ○ | ◐ | ◐ | ◐ | ○ |
| Tarım sektörü için daha sıkı çevre ve hayvan refahı şartları | ○ | ◐ | ◐ | ◐ | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ○ | ◐ | ◐ | ◐ | ✕ |
| Tarımsal işletmelere yönelik devlet ve Avrupa düzeyindeki düzenlemelerin kaldırılması | ◐ | ◐ | ● | ● | ○ | ○ | ◐ | ◐ | ✕ | ✕ | ○ | ○ | ● | ● | ● | ● | ● |
Avrupa, AT/AB ve ulusal egemenlik
1983 ile 2025 yılları arasında, Avrupa politikası kadar kurumsal açıdan bu kadar büyük bir değişim geçiren başka bir alan neredeyse yoktur. Bu durum, karşılaştırmayı özellikle ilginç kılıyor – ancak aynı zamanda metodolojik açıdan da zorlaştırıyor.
1983 yılında Avrupa Birliği henüz kurulmamıştı. Federal Almanya Cumhuriyeti, siyasi ve ekonomik entegrasyonu bugünkünden çok daha az gelişmiş olan Avrupa Toplulukları’nın bir üyesiydi. Euro yoktu, daha sonraki haliyle Avrupa iç pazarı yoktu, ortak dış ve güvenlik politikası yoktu ve Birlik vatandaşlığı da yoktu. Bugün Avrupa düzeyinde yürütülen sayısız siyasi yetki, o dönemde tamamen üye devletlerin elindeydi.
Buna rağmen, bu yönelim çoktan siyasi tartışmaların konusu olmuştu. Avrupa birleşmesi ne kadar ileri gitmeliydi? Avrupa uzun vadede bir siyasi birliğe dönüşmeli miydi? Ulus devletler hangi yetki alanlarını elinde tutmalıydı? Ve Avrupa entegrasyonu öncelikle ekonomik işbirliğine mi hizmet etmeliydi, yoksa giderek siyasi egemenliği de birleştirmeli miydi?
Bu sorular, incelenen tüm seçim programlarında yer almaktadır – sadece çıkış noktası her on yılda bir değişmektedir.
1983„te “daha fazla Avrupa” bugün olduğundan farklı bir anlama geliyordu
Bu, tablolar açısından özellikle önemlidir. 1983 yılında kapsamlı bir Avrupa entegrasyonu talep eden bir parti, bunu o dönemde henüz çok daha az yetkiye sahip bir topluluk çerçevesinde istemişti. Oysa 2025 yılında aynı talebin dile getirilmesi, entegrasyonun on yıllardır ilerlemiş olmasını gerektirir.
Bu nedenle, „Avrupa’nın daha fazla entegrasyonu“ başlığı altında doldurulmuş bir daire her iki yıl için de geçerli olabilir, ancak yine de çok farklı pratik sonuçlar doğurabilir.
CDU/CSU, SPD ve FDP, Federal Almanya Cumhuriyeti’nde en başından beri temelde entegrasyon yanlısı güçler arasında yer aldı. Avrupa birleşmesi sadece ekonomik bir proje olarak değil, aynı zamanda Alman ve Avrupa tarihine bir yanıt olarak da algılandı.
İlk dönem Yeşiller’de durum daha karmaşıktı. Bir yandan uluslararası işbirliğini ve sınır ötesi siyasi çözümleri savunuyorlardı. Öte yandan, merkeziyetçi kurumlara, askeri yapılara ve öncelikle ekonomik açıdan ele alınan Avrupa entegrasyonuna çok daha şüpheci bir tutum sergiliyorlardı. On yıllar boyunca bu konuda da tutumları değişti.
1990: Almanya'nın yeniden birleşmesi ve Avrupa'nın birleşmesi birbiriyle iç içe geçmiştir
1990 yılı, Avrupa politikası açısından özel bir durumdur. Almanya’nın yeniden birleşmesi, daha büyük ve yeniden birleşmiş Almanya’nın Avrupa’ya nasıl entegre edilmesi gerektiği sorusunu hemen gündeme getirdi. Bu nedenle, o dönemin siyasi yelpazesinin büyük bir kısmı için Almanya’nın birliği ile Avrupa entegrasyonunun derinleştirilmesi açıkça birbiriyle bağlantılıydı.
Aynı zamanda, Avrupa Topluluğu, birkaç yıl sonra Maastricht Antlaşması ile Avrupa Birliği’nin ortaya çıktığı o yapıya doğru ilerliyordu.
Bu nedenle, 1990 ile 2025 yıllarını karşılaştırmak sadece partilerdeki değişimi göstermiyor. Aynı zamanda, o dönemde henüz gelecekte atılacak adımlar olarak görülen entegrasyon adımlarının kaç tanesinin bu arada siyasi bir gerçeklik haline geldiğini de ortaya koyuyor.
2009: Avrupa Birliği çoktan günlük hayatın bir parçası haline geldi
2009 yılında bu gelişme zaten oldukça ilerlemişti. Euro yıllardır nakit para olarak kullanılıyordu, Avrupa iç pazarı yerleşmişti ve Avrupa Birliği, birkaç genişleme turunun ardından 27 üye devlete ulaşmıştı. Aynı zamanda Avrupa, uluslararası finansal krizin etkisindeydi ve Lizbon Antlaşması’nın aynı yıl içinde yürürlüğe girmesi planlanıyordu.
Böylece egemenlik meselesi, 1983 veya 1990’da olduğundan daha somut bir hal aldı. Artık mesele, esas olarak Avrupa kurumlarına ek yetkiler verilip verilmeyeceği değildi. Daha sıklıkla tartışılan konular, hangi alanlarda kararların Avrupa düzeyinde alınması gerektiği, demokratik denetimin nasıl organize edilebileceği ve yetki paylaşımı ilkesinin Avrupa yetki alanının sınırlarını nerede belirlemesi gerektiğiydi.
Özellikle FDP ve Hıristiyan Demokratlar arasında bu bağlantı ilginçtir: Her iki parti de ilke olarak Avrupa entegrasyonunu desteklemekte, ancak aynı zamanda yetki paylaşımı ilkesini ve her siyasi meselenin Brüksel’de merkezileştirilmemesi gerektiğini vurgulamaktadır.
SPD ve Yeşiller, özellikle ulusal çözümlerin yetersiz görüldüğü durumlarda, ortak Avrupa eylem kapasitesine daha fazla ağırlık veriyorlar.
2025'te egemenlik konusu yeniden daha yoğun bir şekilde tartışılacak
2025 yılına kadar Avrupa politikasındaki çatışma ekseni yeniden değişmiştir. AB artık sadece bir ekonomik alan olmakla kalmayıp, günlük yaşamın pek çok alanını düzenlemekte ve göç, enerji, iklim, dijitalleşme, dış politika ve savunma konularında giderek daha büyük bir rol oynamaktadır.
CDU, SPD, Yeşiller ve FDP, Avrupa Birliği’ne ve onun siyasi hareket kabiliyetinin devamına ilke olarak bağlı kalmaktadır. Aradaki farklar, özellikle daha fazla entegrasyonun derecesi ve ulusal yetki alanlarının ne ölçüde korunması gerektiği konusuyla ilgilidir.
AfD ile birlikte, mevcut entegrasyon modelini çok daha temel bir düzeyde sorgulayan ve yetki alanlarının büyük ölçüde ulus devletlere geri devredilmesini talep eden bir parti de temsil edilmektedir.
Böylece 2025 yılında, bu karşılaştırma kapsamında ilk kez, CDU, SPD, FDP ve daha sonra Yeşiller’in on yıllardır temel olarak destekledikleri Avrupa entegrasyonu yönelimine karşı çok net bir programatik karşı duruş ortaya çıkacaktır.
Siyaset ve medyaya güven üzerine güncel araştırma
Avrupa ve egemenlik, basit bir zıtlık ilişkisi değildir
Yine de burada da programları sadece „Avrupa yanlısı“ ve „Avrupa karşıtı“ olarak sınıflandırmak yanlış olur. Bir parti, AB’yi açıkça desteklerken aynı zamanda ulusal yetkileri korumak isteyebilir. Ortak bir Avrupa dış politikası talep ederken bir yandan da yetki paylaşımı ilkesini vurgulayabilir. Aynı şekilde, savunma alanında daha fazla Avrupa işbirliği talep ederken, diğer politika alanlarında merkezileşmeyi reddedebilir.
Bu nedenle, aşağıdaki matris Avrupa entegrasyonu, yetki devri, ulusal egemenlik, yetki paylaşımı, ortak para birimi ile dış ve savunma politikalarını birbirinden ayırmaktadır. Ancak bu sayede, Avrupa ile temelde olumlu bir ilişkinin ne kadar farklı şekillerde şekillendirilebileceği ortaya çıkmaktadır.
Yerleşik partilerde dikkat çekici bir süreklilik
Diğer politika alanlarıyla karşılaştırıldığında, ilk bakışta CDU, SPD ve FDP’nin temelde Avrupa yanlısı yönelimlerinin on yıllar boyunca ne kadar istikrarlı kaldığı dikkat çekiyor.
1983 yılında bile, bu partiler için Avrupa'da daha ileri düzeyde bir birleşme, marjinal bir konu değildi. Özellikle Birlik için, Almanya'nın birleşik bir Avrupa'ya entegrasyonu, savaş sonrası dönemin siyasi kimliğinin ayrılmaz bir parçasıydı. SPD ve FDP de Avrupa Topluluğu'nun siyasi olarak derinleşmesini destekliyordu.
1990 yılında, Almanya’nın yeniden birleşmesi bu eğilimi bir kez daha güçlendirdi. 2009 yılında, eskiden bir hedef olarak görülen şey çoktan kurumsal bir gerçekliğe dönüşmüştü. Birçok yetki alanı zaten Avrupa düzeyine taşınmış, avro devreye girmiş ve doğuya doğru genişleme tamamlanmıştı.
Bunun sonucunda siyasi tartışma, entegrasyonun ilkesel meselesinden giderek somut sınırlarına doğru kaydı.
Yeşiller arasında belirgin bir yakınlaşma yaşanıyor
Yeşillerin geçirdiği dönüşüm daha ilginçtir. İlk dönem Yeşiller, mevcut Avrupa yapılarına çok daha eleştirel bir tutum sergiliyorlardı. Ancak bu şüphecilik, uluslararası işbirliğine karşı bir tutum anlamına gelmiyordu. Daha çok ekonomik merkezileşme, demokrasi eksiklikleri, askeri yapılar ve Yeşiller’in bakış açısına göre piyasa ve büyüme çıkarları tarafından aşırı derecede belirlenen bir Avrupa entegrasyonu biçimi eleştiriliyordu.
2009 yılına kadar bu tutum kökten değişmişti. Yeşiller, artık Avrupa Birliği’nin daha da derinleştirilmesini, daha güçlü Avrupa kurumlarını ve ortak Avrupa çözümlerini özellikle açık bir şekilde destekleyen partiler arasında yer alıyordu.
Bu nedenle, buradaki ek ara kayıt da, değişimin 2025’ten çok önce büyük ölçüde tamamlandığını göstermektedir.
FDP, entegrasyon ile yetki devri ilkelerini birleştiriyor
FDP ise farklı bir eğilim sergiliyor. Parti, her zaman entegrasyon yanlısı partiler arasında yer almaktadır; ancak bunu, Avrupa kurumlarının gerçekten sınır ötesi görevlere odaklanması talebiyle nispeten daha güçlü bir şekilde ilişkilendirmektedir.
Avrupa, ortak hareket etmenin belirgin bir avantaj sağladığı alanlarda harekete geçmelidir. Diğer kararlar ise mümkün olduğunca vatandaşlara yakın, yani belediye, eyalet veya ulusal düzeyde alınmaya devam etmelidir.
Avrupa entegrasyonu ile yetki paylaşımı ilkesinin bu birleşimi önemlidir, çünkü Avrupa’nın yetki alanlarının sınırlandırılması talebinin otomatik olarak Avrupa Birliği’nin reddedilmesi anlamına gelmediğini göstermektedir. İşte tam da bu fark, 2025 yılında özellikle önem kazanacaktır.
2025’te daha temel bir muhalefet ortaya çıkacak
AfD ile birlikte, FDP’nin ya da Birlik’in muhafazakar kesimlerinin geleneksel Avrupa politikası eleştirilerinden çok daha öteye giden bir tutum ortaya çıkıyor. Burada mesele sadece münferit yetki alanları ya da daha güçlü bir yetki paylaşımı değil, ulus devlet ile Avrupa düzeyi arasındaki ilişkiye dair temelde farklı bir anlayış.
Ulusal egemenliğin yeniden çok daha fazla ön plana çıkarılması, uluslarüstü yetki alanlarının ise azaltılması hedeflenmektedir. Böylelikle, 2025 Avrupa Politikası Matrisi’nde, 1983 yılında Batı Almanya’nın yerleşik partilerinin programlarında bu şekilde yer almayan bir çatışma ekseni ortaya çıkmaktadır.
Ancak bu, ulusal egemenlik taleplerinin her birinin otomatik olarak belirli bir partiye atfedilebileceği anlamına gelmez. CDU ve FDP de Avrupa’nın yetki alanının sınırlarını vurgulamaktadır – ancak bu, temelde entegrasyon yanlısı bir model çerçevesinde gerçekleşmektedir.
Aynı konumun önemi, başlangıç noktasına göre değişir
Belki de bu karşılaştırmanın temel bir metodolojik sorununu başka hiçbir bölüm bu kadar açık bir şekilde ortaya koymamaktadır. 1983 yılında bir parti, bugünkü Avrupa yetki alanlarının kapsamına yaklaşacak bir düzeyde bile olsa talep etmeden, Avrupa entegrasyonunun önemli ölçüde artırılmasını savunabilirdi.
Buna karşılık, 2025 yılında aynı parti, belirli alanlarda daha fazla ulusal özerklik talep edebilir ve yine de program açısından 1983’te olabileceğinden çok daha fazla Avrupa entegrasyonuna sahip olabilir.
Bu nedenle semboller her zaman tarihsel bağlamlarıyla birlikte okunmalıdır. „Daha fazla Avrupa entegrasyonu“ ifadesinin yanındaki ● işareti, 1983 ve 2025 yıllarındaki somut hedeflerin aynı olduğu anlamına gelmez. Bu, partinin her iki dönemde de o anki durumdan hareketle daha fazla entegrasyonu açıkça desteklediğini gösterir. İşte bu sayede, sadece partilerin değil, siyasi koordinat sisteminin kendisinin de ne kadar değiştiği ortaya çıkıyor.
Ve bu değişen koordinat sisteminin, aşağıdaki bölümde olduğu kadar net bir şekilde ortaya çıktığı başka bir yer neredeyse yoktur. Zira Bundeswehr, NATO, ABD, Rusya ve barış politikası konularında Soğuk Savaş dönemi, 1990 sonrası yeni bir barış düzenine dair umutlar ve 2025 yılının güvenlik politikası çatışmaları birbiriyle doğrudan kesişmektedir.
Karşılaştırma tablosu: Avrupa, AT/AB ve ulusal egemenlik
| Siyasi duruş | CDU 1983 | CDU 1990 | CDU 2009 | CDU 2025 | SPD 1983 | SPD 1990 | SPD 2009 | SPD 2025 | Yeşiller 1983 | Yeşiller 1990 | Yeşiller 2009 | Yeşiller 2025 | FDP 1983 | FDP 1990 | FDP 2009 | FDP 2025 | AfD 2025 |
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
| Avrupa’da siyasi entegrasyonun daha da ilerletilmesi | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ✕ |
| Avrupa’nın uzun vadede siyasi ya da federal bir birlik olarak geleceği | ● | ● | ◐ | ◐ | ● | ● | ● | ● | ○ | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ✕ |
| Ortak Avrupa kurumlarının güçlendirilmesi | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ✕ |
| Diğer ulusal yetki alanlarının Avrupa düzeyine devri | ● | ● | ◐ | ◐ | ● | ● | ● | ● | ○ | ● | ● | ● | ◐ | ◐ | ◐ | ◐ | ✕ |
| AB kurumlarına karşı ulusal egemenliğin güçlü bir şekilde vurgulanması | ○ | ○ | ◐ | ◐ | ○ | ○ | ○ | ○ | ◐ | ○ | ○ | ○ | ◐ | ◐ | ◐ | ● | ● |
| Yerel yönetim ilkesi ve Avrupa yetki alanlarının sınırlandırılması | ◐ | ◐ | ● | ● | ○ | ◐ | ◐ | ◐ | ◐ | ◐ | ◐ | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● |
| Ortak Avrupa dış politikası | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ○ |
| Ortak Avrupa Savunma ve Güvenlik Politikası | ◐ | ● | ● | ● | ◐ | ● | ● | ● | ✕ | ○ | ● | ● | ◐ | ● | ● | ● | ○ |
| Ortak Avrupa para birimi | ◐ | ● | ● | ● | ◐ | ● | ● | ● | ○ | ● | ● | ● | ◐ | ● | ● | ● | ✕ |
| Avrupa Topluluğu’nun veya Birliği’nin daha da genişlemesi | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ○ |
| Göç ve iltica politikasında ortak Avrupa çözümleri | — | — | ● | ● | — | — | ● | ● | — | — | ● | ● | — | — | ● | ● | ○ |
| Avrupa Serbest Dolaşım Alanı'na karşı ulusal sınır kontrollerine büyük önem veriliyor | — | — | ○ | ◐ | — | — | ○ | ◐ | — | — | ✕ | ○ | — | — | ○ | ◐ | ● |
Bundeswehr, NATO ve Barış: Silahlanmadan yeni bir döneme
1983 ile 2025 arasındaki tarihsel mesafenin özellikle belirginleştiği bir politika alanı varsa, o da dış ve güvenlik politikasıdır. Yine de, dört on yıldan fazla bir süredir aynı temel sorularla tekrar tekrar karşılaşıyoruz.
Almanya askeri açıdan ne kadar güçlü olmalı? Amerika Birleşik Devletleri ile olan bağ ne kadar önemli? Güvenlik, öncelikle caydırıcılık yoluyla mı, yoksa silahsızlanma ve uzlaşma yoluyla mı sağlanabilir? NATO hangi rolü üstlenmelidir? Bundeswehr hangi koşullar altında Almanya dışında görevlendirilebilir? Almanya, askeri saldırıya uğrayan ülkelere silah sağlamalı mı? Ve Avrupa, güvenlik politikası konusunda ABD’ye karşı ne kadar bağımsız hareket edebilmelidir?
1983 yılında bu sorular Soğuk Savaş koşulları altında gündeme geldi. Almanya bölünmüştü. Avrupa’da yüzbinlerce Amerikan ve Sovyet askeri karşı karşıya duruyordu. Federal Almanya Cumhuriyeti NATO’ya, Doğu Almanya ise Varşova Paktı’na üyeydi. İki güç bloğu arasında çıkacak bir askeri çatışma, büyük olasılıkla Almanya’yı doğrudan etkileyecekti.
1990 yılında bu dünya düzeni birdenbire ortadan kalkmış gibi görünüyordu. 2009 yılında ise Almanya, güvenlik politikası açısından tamamen farklı bir aşamada bulunuyordu. Bundeswehr çoktan uluslararası operasyonlara katılmıştı, Afganistan siyasi tartışmaların odağındaydı, NATO doğuya doğru genişlemişti ve Rusya ile ilişkiler bugünkünden çok daha işbirlikçi bir bakış açısıyla değerlendiriliyordu.
Sonuç olarak, 2025 yılında, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısının ardından ülkenin ve ittifakın askeri savunması yeniden Alman siyasetinin merkezine geri dönmüştür. Bu nedenle, özellikle 2009’daki ek ara kayıt, bu sürecin hiçbir şekilde düz bir çizgide ilerlemediğini açıkça ortaya koymaktadır.
1983: Caydırıcılık mı, yoksa silahsızlanma mı?
1983 Federal Meclis seçimlerinde, en keskin siyasi çatışma hatlarından biri güvenlik ve barış politikası üzerinden şekillenmişti.
CDU ve CSU, NATO’ya ve NATO’nun Çifte Kararı’na açıkça destek verdiler. Askeri güç ve inandırıcı caydırıcılık, Sovyetler Birliği’nin Avrupa’da stratejik üstünlük kazanmasını engellemeliydi.
FDP de Batı ittifakına bağlı kaldı, ancak bunu silahların kontrolü, gerginliğin azaltılması ve müzakerelerle daha sıkı bir şekilde ilişkilendirdi.
SPD daha zor bir durumdaydı. Federal Şansölye Helmut Schmidt, NATO’nun Çifte Kararı’nın hayata geçirilmesinde bizzat önemli bir rol oynamıştı. Aynı zamanda, kendi partisinin giderek artan bir kesimi, planlanan Amerikan orta menzilli füzelerin konuşlandırılmasına karşı çıkmaya başlamıştı. SPD içinde barış ve silahsızlanma politikası giderek daha fazla önem kazanmaya başladı.
Yeşiller çok daha öteye gittiler. Barış hareketi ve nükleer silahlanmaya karşı direniş, çevre ve nükleer karşıtı hareketlerin yanı sıra bu genç partinin siyasi kökleri arasında yer alıyordu. Eleştiri sadece tek tek silah sistemlerine yönelik değildi. Yeşiller’in ilk programının bazı kısımları, askeri blok mantığının kendisini sorguluyordu.
Böylece, 1983 yılında karşılıklı olarak sadece farklı güvenlik politikası önlemleri bulunmuyordu. Güvenliğin aslında neyle sağlandığına dair temel soru da zaten tartışmalı bir konuydu.
1990: Yeni bir barış düzeni mümkün görünüyor
Sadece yedi yıl sonra durum dramatik bir şekilde değişmişti. Berlin Duvarı yıkılmıştı. Almanya yeniden birleşmişti. Doğu Avrupa’daki komünist hükümetler çökmüş, Varşova Paktı dağılma sürecine girmişti ve kısa bir süre sonra Sovyetler Birliği de ortadan kalkacaktı.
Böylece silahsızlanma artık sadece talep edilen bir şey olmaktan çıkıp, fiilen geniş çapta uygulanır hale geldi. Silahlı kuvvetlerin büyüklüğü küçültüldü, silah stokları azaltıldı ve Doğu ile Batı arasında on yıllardır süren askeri çatışma aşılmış gibi görünüyordu.
Bu nedenle, 1990’daki programlar kısmen, bugünün bakış açısıyla neredeyse ayrı bir tarihsel dönem gibi görünen bir siyasi beklentiyi yansıtmaktadır: Askeri çatışmanın giderek işbirliği, silahsızlanma ve ortak güvenlik yapılarıyla yer değiştireceği, kalıcı bir Avrupa barış düzeninin ortaya çıkabileceği düşüncesi.
Tarihsel bir karşılaştırma için bu bağlam çok önemlidir. 1990 yılında yapılan silahsızlanma çağrısı, 2025 yılında yapılan aynı çağrıdan tamamen farklı koşullar altında ortaya çıkmıştır.

2009: Bundeswehr çoktan yurtdışına çıkmış durumda
2009 yılına ait bu ek ara fotoğraf, tabloyu bir kez daha önemli ölçüde değiştiriyor. O zamana kadar Almanya, neredeyse yirmi yıldır yeniden birleşmişti. Varşova Paktı’nın eski üyelerinden birçoğu NATO’ya katılmıştı. Mevcut çatışmalara rağmen Rusya ile ilişkiler, bugünkünden çok daha işbirlikçi bir nitelikteydi.
Aynı zamanda Bundeswehr’in görevi de değişmişti. Alman askerleri Balkanlar’da ve Afganistan’da görev yapıyordu. Dolayısıyla artık mesele, esas olarak doğudan gelebilecek olası bir saldırıya karşı kendi topraklarını savunmak değildi. Uluslararası kriz yönetimi, istikrar operasyonları ve Alman askerlerinin NATO bölgesi dışında hangi koşullarda görevlendirilebileceği konusu, çok daha fazla ön plana çıkmıştı.
Özellikle Yeşiller partisi açısından 2009 yılı, dış politika alanındaki dönüşümün ne kadar ilerlemiş olduğunu ortaya koydu. Seçim programında, yeni ABD Başkanı Barack Obama yönetimindeki transatlantik işbirliği, „transatlantik ittifakın yenilenmesi“ için bir fırsat olarak açıkça nitelendirildi. Parti, Afganistan’daki ISAF misyonunu ilke olarak kabul etti, ancak onayını bir strateji değişikliğine bağladı ve uluslararası birliklerin aşamalı olarak çekilmesi için bir perspektif talep etti. Aynı zamanda, Bundeswehr’in küçültülmesi ve gönüllü bir orduya dönüştürülmesi öngörülüyordu.
Bu, Yeşiller’in ilk dönemlerindeki güvenlik politikası tutumundan zaten oldukça uzak. Ancak henüz 2025’teki tutum da değil.
2009 yılı, Yeşiller’deki değişimi özellikle net bir şekilde ortaya koyuyor
1983 ve 1990 yıllarında Yeşiller, askeri caydırıcılık, NATO yapıları ve Bundeswehr’e karşı çok daha şüpheci bir tutum sergilemişti. 2009’da ise, parlamentonun denetimi altında uluslararası görevler üstlenebilen bir Bundeswehr’i kabul etmeye başlamışlardı. Aynı zamanda silahsızlanma, kısıtlayıcı silah ihracatı, zorunlu askerlik hizmetinin kaldırılması ve Birleşmiş Milletler’e güçlü bir şekilde yönelme, parti programlarının temel bileşenleri olarak kaldı.
2025 yılında bu değişim daha da ilerlemiştir. Yeşiller artık NATO’ya, Ukrayna’ya askeri destek verilmesine, savunma kapasitesine sahip bir Bundeswehr’e ve savunma çabalarının artırılmasına açıkça destek vermektedir.
Dolayısıyla bu değişim, 2022’den sonra birdenbire gerçekleşmedi. Değişimin önemli bir kısmı, 1990 ile 2009 yılları arasında zaten gerçekleşmişti. Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasının ardından ortaya çıkan güvenlik durumu ise daha sonra yeni bir kaymaya yol açtı.
SPD de 2009 yılında iki dönem arasında kalmış durumda
SPD’de ise farklı bir eğilim göze çarpıyor. 2009 tarihli hükümet programında, Bundeswehr’in modernizasyonu ve etkin bir şekilde donatılmasına destek verilmişti. Zorunlu askerlik kaldırılmayacak, aksine daha da geliştirilecekti. Ancak fiili askere alımlarda gönüllülüğün daha fazla ön plana çıkarılması öngörülmüştü.
Aynı zamanda, silahsızlanma, silah denetimi, çok taraflılık ve sivil çatışma önleme gibi sosyal demokrat geleneğin izleri de açıkça görülmeye devam etti.
Böylece SPD, 2009 yılında Almanya’nın NATO, AB ve uluslararası misyonlar kapsamında askeri harekât kabiliyetini açıkça desteklemişti. Ancak güvenlik politikasındaki ağırlık, klasik ulusal savunmadan çok daha fazla uluslararası kriz yönetimine veriliyordu.
2025’te durum yeniden değişti. NATO artık Avrupa güvenliği için vazgeçilmez olarak açıkça nitelendiriliyor. Almanya’nın ittifakın savunmasında daha fazla sorumluluk üstlenmesi, Bundeswehr’in kalıcı olarak daha iyi donatılması ve NATO’nun doğu kanadında çok daha büyük bir rol oynaması bekleniyor. Aynı zamanda SPD, silah kontrolü, diplomasi ve uzun vadeli bir nükleer silahsızlanma hedefinden vazgeçmemektedir.
Dolayısıyla burada da „barış politikası“ndan „askeri politika“ya basit bir geçiş söz konusu değildir. Aksine, ikisi arasındaki ilişki değişmektedir.
2025: Savunma, yeniden merkezi bir siyasi mesele haline geliyor
Şubat 2022’de Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasıyla birlikte, 1990’dan sonra bir süreliğine büyük ölçüde aşılmış gibi görünen bir soru Avrupa’ya geri döndü: Bir Avrupa devleti, sınırlarını ve siyasi varlığını başka bir devlete karşı askeri güç kullanarak yeniden savunmak zorunda kalabilir mi?
Bu yanıt, Almanya’nın güvenlik politikasını kökten değiştirdi. Savunma harcamaları, mühimmat stokları, hava savunması, silah üretimi, personel sayısı ve ülke ile ittifak savunma kapasitesi yeniden odak noktası haline geldi.
CDU, SPD, Yeşiller ve FDP, 2025 yılında NATO’ya ve daha güçlü bir savunma kapasitesine ilke olarak bağlılıklarını beyan ediyorlar. Ancak, belirli silah tedarikleri, Ukrayna’ya verilen askeri desteğin kapsamı, zorunlu askerlik ve stratejik konularda görüş ayrılıkları bulunuyor.
AfD, Rusya, yaptırımlar ve silah sevkiyatları konusunda oldukça farklı bir tutum sergiliyor. Parti, Rusya ile ilişkilerin yeniden kurulmasına daha fazla önem veriyor ve Almanya’nın Ukrayna’ya bugüne kadar sağladığı silah desteğini reddediyor.
Böylece dikkat çekici bir durum ortaya çıkıyor. 1983 yılında barış hareketiyle özellikle güçlü bir şekilde ilişkilendirilen kavramların bir kısmı – gerginliğin azaltılması, karşılıklı anlayış, silah sevkiyatlarında itidali ve askeri tırmanışa yönelik eleştiri – 2025 yılında kısmen siyasi yelpazenin başka bir noktasında yer alıyor.
Bu, kesinlikle bunun ardındaki siyasi kavramların aynı olduğu anlamına gelmez. Ancak bu durum, tek tek siyasi tutumların parti içindeki yerlerinin değişebileceğini bir kez daha göstermektedir.
Karşılaştırma tablosu: Bundeswehr, NATO, ABD, Rusya ve barış politikası
| Siyasi duruş | CDU 1983 | CDU 1990 | CDU 2009 | CDU 2025 | SPD 1983 | SPD 1990 | SPD 2009 | SPD 2025 | Yeşiller 1983 | Yeşiller 1990 | Yeşiller 2009 | Yeşiller 2025 | FDP 1983 | FDP 1990 | FDP 2009 | FDP 2025 | AfD 2025 |
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
| Güçlü ve savunma kapasitesine sahip Bundeswehr | ● | ● | ● | ● | ◐ | ◐ | ◐ | ● | ✕ | ✕ | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● | ● |
| Savunma harcamalarında belirgin artış | ◐ | ○ | ○ | ● | ✕ | ○ | ○ | ● | ✕ | ✕ | ✕ | ● | ◐ | ○ | ○ | ● | ● |
| Askerlik yükümlülüğü veya zorunlu askerlik hizmeti | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ◐ | ◐ | ✕ | ✕ | ✕ | ○ | ● | ● | ◐ | ◐ | ● |
| Zorunlu askerlik yerine gönüllü veya profesyonel ordu | ✕ | ✕ | ✕ | ✕ | ✕ | ✕ | ◐ | ◐ | ● | ● | ● | ◐ | ✕ | ✕ | ◐ | ◐ | ✕ |
| Almanya’nın NATO’ya olan açık bağlılığı | ● | ● | ● | ● | ◐ | ● | ● | ● | ✕ | ✕ | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ◐ |
| Temel bir güvenlik ilkesi olarak askeri caydırıcılık | ● | ● | ● | ● | ◐ | ◐ | ◐ | ● | ✕ | ✕ | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● | ◐ |
| NATO içinde nükleer caydırıcılık | ● | ● | ● | ● | ✕ | ◐ | ◐ | ◐ | ✕ | ✕ | ✕ | ◐ | ● | ● | ● | ● | ○ |
| Almanya’dan nükleer silahların çekilmesi veya kaldırılması | ✕ | ✕ | ✕ | ✕ | ● | ◐ | ● | ○ | ● | ● | ● | ○ | ✕ | ✕ | ◐ | ✕ | ● |
| ABD ile güvenlik politikası alanında sıkı bağlar | ● | ● | ● | ● | ◐ | ● | ● | ● | ✕ | ○ | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● | ○ |
| Savunma alanında Avrupa’nın daha fazla özerkliği | ◐ | ◐ | ● | ● | ◐ | ● | ● | ● | ◐ | ● | ● | ● | ◐ | ● | ● | ● | ● |
| Silahsızlanma, güvenlik politikasının temel hedefi | ◐ | ● | ◐ | ○ | ● | ● | ● | ◐ | ● | ● | ● | ◐ | ● | ● | ● | ◐ | ◐ |
| Almanya’nın tek taraflı silahsızlanması ya da açık bir ön ödeme yaklaşımı | ✕ | ✕ | ✕ | ✕ | ○ | ○ | ○ | ✕ | ● | ● | ○ | ✕ | ✕ | ✕ | ✕ | ✕ | ○ |
| Sovyetler Birliği ve Rusya ile gerginliğin azaltılması ve işbirliği | ◐ | ● | ● | ○ | ● | ● | ● | ◐ | ● | ● | ● | ○ | ● | ● | ● | ○ | ● |
| Rusya, önemli bir askeri tehdit olarak | — | — | ○ | ● | — | — | ○ | ● | — | — | ○ | ● | — | — | ○ | ● | ✕ |
| Askeri saldırıya uğrayan ortak ülkelere silah sevkiyatları | ○ | ○ | ◐ | ● | ○ | ○ | ◐ | ● | ✕ | ✕ | ○ | ● | ◐ | ◐ | ◐ | ● | ✕ |
| Kısıtlayıcı silah ihracatı politikası | ○ | ◐ | ◐ | ◐ | ● | ● | ● | ◐ | ● | ● | ● | ◐ | ◐ | ◐ | ◐ | ◐ | ○ |
| Diplomasi ve müzakereler, çatışma çözümünün öncelikli aracı olarak açıkça belirtilmiştir | ◐ | ● | ● | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ● | ◐ | ● |
| Başarılı bir diplomasinin ön koşulu olarak askeri güç | ● | ● | ● | ● | ○ | ◐ | ◐ | ● | ✕ | ✕ | ◐ | ● | ● | ● | ● | ● | ◐ |
42 yıllık seçim programlarının ardından geriye ne kalıyor?
Bu özeti hazırlamaya başladığımda, sonuçta ne çıkacağını ben de tam olarak bilmiyordum. Aslında, bunu hazırlamamın sebebi tam da buydu.
Belirli bir siyasi tezi doğrulamakla ilgilenmiyordum. Almanya’nın son on yıllarda genel olarak sola ya da sağa kaydığını kanıtlamak da istemiyordum. Bu tür ifadeler yeterince sık duyuluyor. Beni ilgilendiren çok daha basit bir soruydu: Partiler aslında ne yazmışlardı?
Yani, bugün hatırladığımızı sandığımız şeyler değil. Sosyal medyada bir parti hakkında söylenenler değil. Siyasi rakiplerin onu nasıl tanımladıkları da değil. Bir partinin bugün kendi geçmişini nasıl sunduğu da değil. Aksine, Federal Meclis seçimlerinden önce seçim programında siyah beyaz yazan şeyler. Araştırma yaparken ben de sonuçları merakla bekliyordum.
Partiler benim için hiçbir zaman asıl başlangıç noktası olmadı
Ben pek parti yanlısı biri değilim. Hangi parti logosu yazdığı sorusundan çok, siyasi meseleler beni çok daha fazla ilgilendiriyor.
Bu da CDU/CSU, SPD, Yeşiller ve FDP’yi sadece bugünkü programlarıyla değil, birbirinden çok farklı üç siyasi döneme ait belgelerle de değerlendirmemizin bir nedeniydi. AfD söz konusu olduğunda ise böyle bir tarihsel değerlendirme doğal olarak mümkün değildir. Parti, 1983 ve 1990 yıllarında henüz kurulmamıştı.
Yine de 2025 için bu karşılaştırmaya dahil etmek zorunda kaldım. AfD’nin özel bir hayranı olduğum için değil. Değilim. Ancak Almanya’daki siyasi tartışmaların önemli bir kısmı bu parti etrafında dönüyorsa ve belirli tutumların sağcı, muhafazakar, liberal, sosyalist mi yoksa aşırı mı olduğu konusunda düzenli olarak tartışmalar yaşanıyorsa, en azından şunu bilmek istedim:
Aslında somut olarak neyden bahsediyoruz? Programda gerçekte neler yazıyor? Ve bu soru, diğer tüm partiler için de aynı şekilde geçerli olmalıdır.
Bir partiye özellikle yakından bakarken, diğer bir partiye ise kendi kafamızdaki, o partinin muhtemelen neyi savunduğuna dair öngörülerimizi yansıtmak pek mantıklı olmaz. Seçim programları birbirleriyle karşılaştırılacaksa, mümkün olduğunca tüm partiler için aynı ölçütler geçerli olmalıdır.
Geçmiş, bugüne tam olarak uymuyor
Bu karşılaştırmanın zorluklarından biri, ilk tarihsel belgelere bakıldığında bile açıkça ortaya çıktı: Geçmiş, 2025 yılının siyasi koordinat sistemiyle öyle kolayca ölçülemez.
Günümüzde tartışma konusu olan bazı meseleler, 1983 yılında henüz ortada bile değildi. Diğerleri ise o dönemde mevcut olsa da, tamamen farklı koşullar altında tartışılıyordu.
Almanya bölünmüştü. Avrupa Birliği henüz kurulmamıştı. Sovyetler Birliği ise tam tersine, gayet de mevcuttu. NATO, Varşova Paktı’na karşı duruyordu. Almanya’nın enerji tedariki farklı bir yapıya dayanıyordu. İnternet, günlük yaşamda hiçbir rol oynamıyordu. Sosyal ağlar, akıllı telefonlar, dijital kitle iletişimi veya yapay zekadan bahsetmeye bile gerek yok.
Göç, vatandaşlık ve Avrupa entegrasyonu da diğer hukuki ve toplumsal koşullar bağlamında tartışıldı.
Bu nedenle, 1983 tarihli bir seçim programının güncel bir konu hakkında sessiz kaldığı her durumda, buradan bir siyasi tutum çıkarsamak metodolojik açıdan yanlış olur.
Bazen tablolarda bir kaydın eksik olması aslında tek bir anlama gelir: O zamanlar bu soru henüz gündeme gelmemişti.
Aynı zamanda, şaşırtıcı derecede çok şey tanıdık geliyor
Öte yandan, on yıllar boyunca ne kadar çok temel sorunun hâlâ gündemde kalmış olması şaşırtıcıdır.
- Devlet, vatandaşlarından ne kadarını üstlenmeli ve ne kadar kişisel sorumluluk talep etmelidir?
- Gelir ne ölçüde yeniden dağıtılmalıdır?
- Güvenlik makamları, vatandaşlık haklarına ne ölçüde müdahale edebilir?
- Avrupa giderek daha fazla bütünleşmeli mi, yoksa kararların mümkün olduğunca çoğu ulusal devletlerin yetkisi altında kalmalı mı?
- Barış, askeri caydırıcılık yoluyla mı, yoksa silahsızlanma ve uzlaşma yoluyla mı sağlanır?
- Çevre korumanın maliyeti ekonomik refahın ne kadarını aşabilir – yoksa böyle bir karşılaştırma zaten yanlış mı?
- Bir ülke ne kadar göç gerektirir ya da kaldırabilir?
- Peki, aile, bireysel yaşam tarzları ve toplumsal gelenekler bu konuda nasıl bir rol oynamalı?
Somut cevaplar değişir. Ancak bunların ardındaki sorular şaşırtıcı derecede sık değişmez. İşte bu yüzden eski seçim programları bu kadar ilginçtir. Bazı noktalarda yabancı gelirken, diğerlerinde şaşırtıcı derecede güncel görünürler.
Siyasi duruşlar değişebilir
Bana göre bu, bu karşılaştırmanın en ilginç sonuçlarından biri. Görünüşe göre siyasi duruşlar kalıcı olarak tek bir partiye ait değil.
Bir talep, belirli bir dönemde tipik bir “yeşil” talep olabilirken, on yıllar sonra büyük ölçüde siyasi konsensüsün bir parçası haline gelebilir. Başka bir talep ise eskiden büyük bir halk partisi tarafından savunulmuş, daha sonra ise sadece başka bir partide yer almış olabilir. Yine başka bazı fikirler ise neredeyse tamamen ortadan kaybolur.
Bazen bir parti, çevresindeki siyasi ortam değişirken temel tutumuna sadık kalır. İşte bu nedenle, „Bu parti bugün de eskisi gibi“ ya da „A partisi sola ya da sağa kaydı“ gibi ifadelerde dikkatli olmak gerekir.
Hangi politika alanında?
İşte asıl önemli soru bu. Bir parti, toplumsal politika açısından önemli ölçüde değişmiş, ancak ekonomi politikası açısından şaşırtıcı derecede tutarlı kalmış olabilir. NATO’ya karşı tutumunu tamamen değiştirebilir ve aynı zamanda 40 yıldır nükleer enerji konusunda aynı temel pozisyonu savunabilir. Avrupa politikasında daha fazla devlet entegrasyonu talep ederken, ekonomi politikasında daha az devlet düzenlemesi isteyebilir.
Tek bir siyasi eksen, bu tür hareketleri yansıtmakta zorlanır.
Bu durum özellikle Yeşiller’de çok net bir şekilde görülüyor
1983’teki Yeşiller ile 2025’teki Yeşiller’i karşılaştırmak, bunu en iyi gösteren örneklerden biridir. Çevre koruma ve nükleer enerjinin reddedilmesi konularında dikkat çekici bir süreklilik göze çarpmaktadır. Partinin 1980’lerin başında, o dönemin siyasi ana akımının dışında kalmasına neden olan pek çok çevresel talep, günümüzde bu akımın çok ötesine yayılmıştır.
Buna karşın, dış ve güvenlik politikasında ise tamamen farklı bir tablo ortaya çıkıyor. İlk dönem Yeşiller, barış hareketi, silahsızlanma, NATO’ya karşı şüphecilik ve askeri mantığı reddetme gibi unsurlarla güçlü bir şekilde şekillenmişti. 2025 yılında ise Yeşiller, NATO’yu, askeri caydırıcılığı, savunma kapasitesine sahip bir Bundeswehr’i ve Ukrayna’ya yapılan kapsamlı silah sevkiyatlarını destekliyor.
Bu değişikliği olumlu karşılayabilir ya da eleştirebilirsiniz. Bu makale açısından her ikisi de belirleyici değildir. Öncelikle tek belirleyici olan şudur:
Bu olay gerçekleşti. Neden gerçekleştiği ise zaten başka bir araştırma konusu olurdu. Ne de olsa 2025 yılının dünyası da 1983 yılınınkinden farklıdır.
Diğer partiler de bu konuda geride kalmadı
Aynı durum, her ne kadar farklı alanlarda olsa da, CDU/CSU, SPD ve FDP için de geçerlidir. Bazı tutumlar on yıllar boyunca şaşırtıcı derecede istikrarlı kalmaktadır. Bazıları ise kademeli olarak değişmektedir. Diğerleri ise tarihsel olayların ardından tam anlamıyla bir kırılma yaşamaktadır.
Yeniden birleşme, 1990’daki programları değiştirdi. Çernobil, Almanya’daki nükleer enerji tartışmalarını değiştirdi. Soğuk Savaş’ın sona ermesi güvenlik politikasını değiştiriyor. Avrupa entegrasyonu ulusal egemenlik meselesini değiştiriyor. Göç, iç politikayı değiştiriyor. İklim değişikliği enerji, ulaşım ve sanayi politikalarını değiştiriyor. Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı ise Bundeswehr, NATO ve askeri caydırıcılık konusundaki tartışmayı değiştiriyor.
Parti programları boşlukta ortaya çıkmaz. İşte bu nedenle, 1983, 1990 ve 2025 yıllarını karşılaştırmak, „eskiden“ ile „bugün“ü basitçe yan yana koymaktan daha ilginçtir. 1990 yılı, tam da kökten bir yeniden yapılanma sürecinde olan dünyanın tarihsel bir anlık görüntüsü olarak bu iki dönem arasında yer almaktadır.
O halde „sol“ ve „sağ“ artık ne anlama geliyor ki?
Böylece, bu araştırmanın başlangıcında sorulan soruya geri dönüyorum. Elbette “sol” ve “sağ” kavramları hâlâ bir anlam taşıyor. Bu kavramlar, siyasi gelenekleri, toplumsal algıları ve tarihsel çatışma hatlarını tanımlıyor. Hiç de yararsız değiller.
Ancak 42 yıllık bir karşılaştırma söz konusu olduğunda, bana giderek daha kaba geliyorlar.
- Kısıtlayıcı bir göç politikası otomatik olarak sağcı mıdır?
- Devletin ekonomiyi yönlendirmesi solcu bir yaklaşım mıdır?
- Doğrudan demokrasi sol mu, yoksa sağ mı?
- Silahsızlanma talebi, 1983’te Yeşiller tarafından savunulduğunda sol bir talep mi sayılır, ancak on yıllar sonra tamamen farklı bir siyasi yörüngeden benzer talepler geldiğinde de hâlâ sol bir talep mi sayılır?
- Güçlü bir ulusal egemenlik muhafazakâr bir yaklaşımken, ortak bir Avrupa savunması ilerici bir yaklaşım mıdır?
- Peki, ekonomi politikasında liberal, toplum politikasında muhafazakar ve dış politikada müdahaleci bir tutum sergileyen bir partiyi nasıl sınıflandırabiliriz?
Tek tek konuları ne kadar ayrıntılı incelersek, onları basit bir şekilde sınıflandırmak o kadar zorlaşır. Belki de sorun, “sol” ve “sağ” gibi kavramların yanlış olmasından kaynaklanmıyordur. Belki de onlardan sadece çok fazla şey bekliyoruzdur.
Seçim programları, hükümetin gerçekliği değildir
Ancak son olarak bir sınırlama daha açıkça belirtilmelidir. Bu makale seçim programlarını karşılaştırmaktadır. Partilerin seçimden sonra fiilen ne yaptıklarını incelememektedir. Hangi seçim vaatlerinin yerine getirildiğini değerlendirmez. Koalisyon anlaşmalarını ve Federal Meclis’teki oylamaları incelemez. Ayrıca, bir partinin uygulamadaki politikasının kendi program beyanlarıyla uyumlu olup olmadığını tespit etmeye de çalışmamaktadır.
Bu, başka bir – ve muhtemelen çok daha büyük – proje olurdu. Bir seçim programı, öncelikle bir partinin belirli bir zamanda seçmenlerin karşısına hangi görüşlerle çıktığını belgelemektedir. Daha fazlası değil. Ama aynı zamanda daha azı da değil.
Bu, özellikle tarihsel bir karşılaştırma açısından büyük önem taşır. Zira bir seçim programı, on yıllar sonra geriye dönük olarak değiştirilemeyecek bir siyasi anın görüntüsüdür. Orada ne yazıyorsa, o yazmıştır.
Belki de bazen orijinaline bir göz atmak faydalı olabilir
Sonuçta bu, bu araştırmadan çıkardığım en önemli ders. Günümüzde siyasi tartışmalar genellikle muazzam bir hızla yürütülüyor. Bir cümle alıntılanıyor, bir kesit paylaşılıyor, bir görüş özetleniyor ve bir parti birkaç saniye içinde sınıflandırılıyor. Algoritmalar ve sosyal ağlar, kısa ve kesin yargıları teşvik ediyor. Bu süreçte tarihsel bağlamlara pek yer kalmıyor.
Eski seçim programları ise tam tersidir. Uzundurlar. Bazen sıkıcıdırlar. Ara sıra da üslup açısından ağırbaşlıdırlar. Bazı bölümler bugünün gözüyle bakıldığında neredeyse başka bir dünyadan gelmiş gibi görünür. Ancak tam da bu yüzden son derece aydınlatıcı olabilirler. Çünkü birdenbire orada, bir partinin eskiden savunduğu iddia edilen şeyler artık yazmıyor.
Orada, partinin gerçekte neyi savunduğu yazıyor. Sonra da 1983 tarihli bir programı yanına koyabilirsiniz. 1990 tarihli bir programı. 2025 tarihli bir programı. Aynı soruyu sorup hangi cevapların verildiğine bakabilirsiniz. Bu, siyasi bir değerlendirmenin yerini tutmaz. Ancak bunun için çok daha iyi bir temel oluşturur.
Bir yargıya varmadan önce daha dikkatli bir şekilde incelemek
Belki de bu nedenle, bu karşılaştırmayı sonlandırmak için en mantıklı yol budur. Mesele, 42 yıllık seçim programlarının ardından bir kazanan belirlemek değildir. Aynı şekilde, bugünkü koşullar altında hangi partinin doğru parti olduğu da buradan çıkarılmamalıdır.
Daha ilginç olan başka sorular var:
- Hangi parti en çok değişti – ve hangi alanda?
- Hangisi şaşırtıcı bir şekilde sabit kalmıştır?
- 1983’te son derece doğal görünen hangi görüş, bugün şiddetli tartışmalara yol açardı?
- 1983 yılında bir seçmen için 2025 yılına ait hangi talep neredeyse hiç anlaşılmaz olurdu?
- Geçmişte azınlık görüşü olarak kabul edilen hangi görüşler bugün siyasi ana akım haline gelmiştir?
- Peki, hangi eski ana akım görüşler artık sadece siyasi yelpazenin kenarlarında yer alıyor?
- Ama her şeyden önce: Alman siyasi partiler gerçekten de hep birlikte sola mı, yoksa sağa mı kaymışlardır?
Tek tek konu alanlarını inceledikten sonra, bu soru bana zaten çok basit geliyor. Ekonomi, toplum, göç, enerji, Avrupa ve dış politika, zorunlu olarak aynı yönde gelişmiyor. Hatta bazı durumlarda, bu alanlardaki siyasi değişimler birbiriyle çelişiyor.
Belki de bu yüzden bir adım daha derine inmeliyiz. Öncelikle bir görüşün sol mu yoksa sağ mı olduğunu sormamalıyız. Öncelikle hangi partiden geldiğini sormamalıyız. Ve öncelikle kendi siyasi dünya görüşümüze uyup uymadığını düşünmemeliyiz.
Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki:
- Aslında somut olarak ne öneriliyor?
- Eskiden ne önerilmişti?
- Neler değişti?
- Peki hangi koşullar altında?
Bundan sonra herkes kendi kararını verebilir. Bu genel bakış tam da bu amaçla hazırlandı. 42 yıllık Alman seçim programları karşısında ne düşünülmesi gerektiğini dayatmak için değil, bu konuda kendi düşüncelerini oluşturmak için daha iyi bir zemin hazırlamak amacıyla.
Siyasi partilerin seçim programlarına ilişkin kaynaklar
Orijinal seçim programları ve tarihsel program arşivleri
- CDU/CSU – Federal Meclis seçimlerine ilişkin tarihsel seçim programları – CSU’nun tarihsel seçim programı arşivi, 1983, 1990, 2009 ve diğer seçim yıllarının Federal Meclis seçim programlarını içermektedir. Bu arşiv, daha eski Hıristiyan Demokrat Birlik (CDU/CSU) programlarının araştırılması ve tarihsel bağlamda değerlendirilmesi açısından özellikle yararlıdır.
- CSU – 1983 Federal Meclis Seçimleri Seçim Programı – CSU’nun 6 Mart 1983 tarihli Federal Meclis seçimleri için hazırladığı orijinal seçim programı. Bu belge, diğer konuların yanı sıra ekonomi, sosyal politika, aile, Almanya politikası, Avrupa ile dış ve güvenlik politikasına ilişkin açıklamalar içermektedir.
- CDU/CSU – 2009–2013 Hükümet Programı – „Gücümüz var – Ülkemiz için birlikte“. CDU ve CSU’nun 2009 Federal Meclis Seçimleri için ortak hükümet programı, 28 Haziran 2009 tarihinde kabul edildi.
- CDU/CSU – 2025 Federal Meclis Seçimleri Seçim Programı – „Almanya için Siyasi Dönüşüm“. CDU ve CSU’nun 2025 Federal Meclis Seçimleri için hazırladıkları ortak seçim programına ilişkin CDU’nun resmi sayfası; programın tam metni de buradadır.
- SPD – 1949'dan bu yana temel ilke, hükümet ve seçim programlarının arşivi – Friedrich-Ebert Vakfı’nın, Federal Meclis seçimlerine ilişkin dijitalleştirilmiş SPD programlarını içeren kapsamlı arşivi. Arşivde, diğerlerinin yanı sıra 1983 ve 1990 yıllarına ait programlar ile çok sayıda başka tarihi belge de yer almaktadır.
- SPD – 1983–1987 Hükümet Programı – 21 Ocak 1983 tarihinde Dortmund’da düzenlenen seçim parti kongresinde kabul edilen SPD’nin hükümet programı. Programda, diğerlerinin yanı sıra, iş, sosyal politika, çevre, hukuk devleti ve barış politikası başlıklı bölümler yer almaktadır.
- SPD – 1990–1994 Hükümet Programı – „Yeni Yol: Ekolojik, sosyal ve ekonomik açıdan güçlü“. 28 Eylül 1990’da SPD Parti Kongresi’nde kabul edilen, ilk birleşik Almanya Federal Meclis seçimlerine yönelik program.
- SPD – 2009 Federal Meclis Seçimleri Hükümet Programı – SPD’nin 2009 tarihli tam hükümet programı. Agenda 2010 ve Hartz reformlarının ardından, ayrıca uluslararası finans ve ekonomi krizi sırasında bir ara değerlendirme olarak özellikle ilgi çekicidir.
- SPD – 2025 Federal Meclis Seçimleri için Hükümet Programı – „Senin için daha fazlası. Almanya için daha iyisi.“ 2025 Federal Meclis Seçimleri için SPD’nin tam resmi hükümet programı.
- Yeşiller – Tarihsel Program Arşivi – Heinrich Böll Vakfı’nın, Yeşiller Partisi’nin temel ilke, Federal Meclis ve Avrupa Parlamentosu seçim programlarını içeren derlemesi. Bu derleme, diğerlerinin yanı sıra 1983 seçim çağrısını ve 1990 seçim programını da içermekte olup, partinin on yıllar boyunca izlediği programatik gelişim sürecini izlenebilir kılmaktadır.
- Yeşiller – 2009 Federal Meclis Seçim Programı – „Yeşillerin Yeni Toplum Sözleşmesi: İklim – İş – Adalet – Özgürlük“. Bündnis 90/Die Grünen’in 2009 Federal Meclis Seçimleri için hazırladığı tam seçim programı.
- FDP – 1983 Federal Meclis Seçimleri’ne ilişkin seçim bildirisi – 29 ve 30 Ocak 1983 tarihlerinde Freiburg’da düzenlenen FDP olağanüstü federal parti kongresinde kabul edilen „’83 Seçim Bildirgesi“. O döneme ait liberal görüşlerin orijinal kaynağı.
- FDP – 1990 Federal Meclis Seçim Programı – „Liberal Almanya“. Friedrich-Naumann Vakfı’nın Liberalizm Arşivi’nden alınan, 2 Aralık 1990 tarihli Federal Meclis seçimlerine ilişkin FDP’nin tam seçim programı.
- FDP – 2009 Almanya Programı – „Merkezi güçlendirmek“. 15-17 Mayıs 2009 tarihleri arasında düzenlenen FDP Federal Parti Kongresi’nde kabul edilen, Federal Meclis seçimlerine yönelik tam seçim programı.
- FDP – 2025 Federal Parlamento Seçimleri Seçim Programı – „Her şey değiştirilebilir“. FDP’nin 2025 Federal Meclis Seçimleri için hazırladığı, ekonomi, devlet, maliye, yurttaş hakları, göç ve güvenlik konularına odaklanan resmi program belgesi.
- AfD – 2025 Federal Meclis Seçim Programı – Almanya için Alternatif Partisi’nin 21. Alman Federal Meclisi seçimlerine ilişkin tam seçim programı. Bu makalede, parti 1983, 1990 ve 2009 yıllarında henüz kurulmamış olduğundan, program yalnızca günümüz için bir referans noktası olarak kullanılmaktadır.
Karşılaştırmalı çalışmalar ve daha ayrıntılı kaynaklar
- 2009 Federal Meclis Seçimleri – Partilerin Seçim Programlarının Karşılaştırması – Jochen Weichold ve Horst Dietzel tarafından hazırlanan kapsamlı bir çalışma. Çalışmada, ekonomi, vergi, sosyal, enerji, eğitim, sivil haklar, göç, Avrupa ve güvenlik politikaları gibi konular karşılaştırılmaktadır. 2009 yılı ara sonuçlarını doğrulamak açısından özellikle yararlıdır.
- DIVA-Monitor – 2025 Federal Meclis Seçimleri için partilerin seçim programları – 2025 seçimleri için Federal Meclis’teki partilerin nihai veya mevcut programlarının karşılaştırmalı analizi. Programatik önceliklerin değerlendirilmesi için ek bir ikincil kaynak olarak kullanılabilir.
- Manifesto Projesi – Seçim programlarına ilişkin bilimsel veritabanı – Berlin Sosyal Araştırmalar Merkezi’nde uzun süredir devam eden bir araştırma projesi. Çok sayıda eyalet ve partinin seçim programları sistematik olarak derlenmekte ve içerik açısından kodlanmaktadır. Siyasi programların uzun vadeli bilimsel karşılaştırmaları açısından özellikle ilgi çekicidir.
- Friedrich Ebert Vakfı – Tarihsel Program Belgeleri – Doğrudan kullanılan SPD seçim programlarının yanı sıra, dijital kütüphane çok sayıda temel program ve diğer tarihi belgeler de sunmaktadır. Böylelikle, farklı seçim yılları arasındaki değişiklikler daha geniş bir programatik bağlam içinde değerlendirilebilir.
- Heinrich Böll Vakfı – Yeşiller’in Program Tarihi – Uzun vadeli karşılaştırmalar için özellikle değerli bir koleksiyon; zira Federal Meclis seçim programlarının yanı sıra, Yeşiller ve İttifak 90’ın oluşum ve birleşme dönemlerine ait temel programlar, seçim platformları ve belgeler de mevcut.
- CSU’nun Tarihi – Federal Meclis Seçimleri ve Seçim Programları – CSU’nun, Federal Cumhuriyet’in ilk yıllarından bu yana yapılan Federal Meclis seçimleri ve program belgelerine ilişkin tarihsel genel bakış. Özellikle CDU ve CSU’nun ne zaman ortak ya da birbirini tamamlayıcı seçim programları kullandıkları konusunda yararlıdır.
Sıkça sorulan sorular
- Neden özellikle 1983, 1990 ve 2025 yılları birbirleriyle karşılaştırıldı?
Bu üç yıl, birbirinden çok farklı üç siyasi dönemi yansıtmaktadır. 1983„te Federal Almanya Cumhuriyeti Soğuk Savaş’ın tam ortasındaydı; NATO’nun Çifte Kararı’na ilişkin tartışmalar siyaseti şekillendiriyordu ve Yeşiller ilk kez Federal Meclis’e girdi. 1990 yılı, Almanya’nın yeniden birleşmesi, Doğu Avrupa’daki komünist sistemlerin çöküşü ve bloklar arası çatışmanın sona ermesiyle tarihi bir dönüm noktasıdır. Son olarak, 2025 yılı ise günümüz için bir karşılaştırma noktası oluşturmaktadır. 1983 ile 2025 arasında 42 yıl geçmiştir ve bu süre bir siyasi nesilden daha uzun bir zaman dilimini kapsamaktadır. Bu nedenle bu seçim, sadece “eskiden„ ile “bugün” arasında bir karşılaştırma yapmayı sağlamakla kalmaz, aynı zamanda 1990 yılıyla birlikte tarihsel gelişim sürecinde tutumların nasıl değiştiğini de gösterir. - Bu karşılaştırma, Almanya’nın siyasi olarak sola mı yoksa sağa mı kaydığını kanıtlamayı mı amaçlıyor?
Hayır. Tam da böyle bir başlangıç tezi bilinçli olarak kaçınılmalıdır. Almanya’nın sola ya da sağa kaydığını varsayarak yola çıkanlar, binlerce sayfalık tarihsel seçim programlarında bu tezi görünüşte doğrulayan yeterince örnek bulabilirler. Bu makale ise tam tersi bir yol izlemeye çalışıyor: Öncelikle karşılaştırılabilir siyasi konular tanımlanıyor, ardından partilerin ilgili seçim programlarında bu konulara ilişkin gerçekte ne yazdıkları inceleniyor. Ancak bundan sonra hangi değişikliklerin göze çarptığı değerlendirilebilir. Bu süreçte, farklı politika alanlarının tamamen farklı gelişme eğilimleri izlediği ortaya çıkabilir. Bir parti, toplumsal politika açısından belirli bir yöne doğru ilerlerken, ekonomi politikasında büyük ölçüde sabit kalabilir ve dış politika alanında köklü bir değişim gerçekleştirebilir. - Neden seçim programları inceleniyor da partilerin fiili hükümet politikaları incelenmiyor?
Çünkü bunlar iki farklı konudur. Bir seçim programı, bir partinin belirli bir zamanda seçmenlerin karşısına hangi siyasi görüş ve vaatlerle çıktığını belgeler. Buna karşılık, daha sonraki hükümet politikası seçim sonuçları, koalisyonlar, parlamento çoğunlukları, ekonomik gelişmeler, uluslararası olaylar ve siyasi uzlaşmalardan etkilenir. İkisini birbirine karıştırırsak, bir partinin başlangıçta ne talep ettiğini tespit etmek neredeyse imkânsız hale gelir. Seçim programları ile daha sonraki hükümet uygulamaları arasında bir karşılaştırma yapmak şüphesiz ilginç olurdu, ancak bu ayrı bir araştırma olarak ele alınmalıdır. Bu makale, bilinçli olarak program düzeyiyle sınırlı tutulmuştur. - 1983’teki siyasi tutumları 2025’teki tutumlarla mantıklı bir şekilde karşılaştırmak mümkün mü?
Sadece dikkatli olmak gerekir – ama tam da bu yüzden bu karşılaştırma ilgi çekicidir. Bazı temel siyasi sorular on yıllardır gündemde kalmaktadır: Devlet ekonomiye ne kadar müdahale etmelidir? Sosyal güvence ne kadar kapsamlı olmalıdır? Güvenlik kurumları hangi yetkilere sahip olmalıdır? Almanya askeri açıdan nasıl bir rol oynamalıdır? Buna karşılık, diğer sorular ise kökten değişmiştir ya da 1983 yılında bugünkü biçimleriyle henüz mevcut değildi. Bu nedenle, günümüz terimleri geçmişteki programlara geriye dönük olarak uygulanmamaktadır. Nesnel olarak karşılaştırılabilir bir temel tutum tespit edildiğinde, bu tutumlar karşılaştırılabilir. Bunun mümkün olmadığı durumlarda ise ilgili alan açık bırakılır. Tarihsel karşılaştırma, dönemler arasındaki farklılıkları görmezden gelmek değil, tam da bu farklılıkları ortaya çıkarmak anlamına gelir. - AfD, 1983 ve 1990 yıllarında henüz var olmamasına rağmen neden bu listede yer alıyor?
AfD, yalnızca 2025 yılındaki parti yelpazesi için ek bir referans noktası işlevi görmektedir. Elbette AfD’ye ait tarihsel bir zaman serisi olamaz. Yine de bu partiyi dışarıda bırakmak, söz konusu sorunun ele alınması açısından pek mantıklı olmaz; zira parti artık seçmenlerin önemli bir kısmını temsil etmekte ve güncel siyasi tartışmaların birçoğu tam da bu partinin tutumları etrafında şekillenmektedir. Bu karşılaştırma ayrıca ilginç bir ek soruyu da gündeme getirir: 1983 veya 1990'da diğer partiler tarafından savunulan siyasi talepler, 2025'te muhtemelen AfD'de yeniden karşımıza çıkabilir mi? Tek tek konularda böyle bir örtüşme olması, bugünkü AfD'nin tarihsel CDU, SPD, FDP veya o dönemki Yeşiller ile eşdeğer tutulabileceği anlamına kesinlikle gelmez. - CDU ve CSU neden bir arada ele alınır?
CDU ve CSU, Federal Meclis seçimlerinde siyasi bir birlik olarak yer alırlar, Federal Meclis’te ortak bir grup oluştururlar ve genellikle ortak bir Federal Meclis seçim programı ya da ortak seçim ilkeleri yayınlarlar. Bu nedenle, Federal Meclis seçim programlarını karşılaştırmak için CDU/CSU'yu bir bütün olarak ele almak mantıklıdır. Bu, her iki partinin her tarihsel veya güncel meselede tamamen aynı tutumları benimsediği anlamına gelmez. Belirli bir konuda CDU ile CSU arasında önemli farklılıklar söz konusu olduğunda, bu durum ayrı olarak belirtilmelidir. Ancak bu makalenin konusu, Birliğin her bir Federal Meclis seçimine katılırken temel aldığı programatik temeldir. - Yeşiller için 1990 yılı neden metodolojik açıdan istisnai bir durumdur?
Çünkü bugünkü Bündnis 90/Die Grünen partisi, 1990 yılında henüz sonradan alacağı şekliyle mevcut değildi. Batı Almanya’da Yeşiller seçimlere katılırken, Doğu Almanya’da, yani yeni eyaletlerde başka siyasi oluşumlar ve sivil toplum hareketleri rol oynuyordu. Bündnis 90, Doğu Alman sivil haklar hareketinin bazı kesimlerinden doğdu; Yeşiller ile birleşmesi ise daha sonra gerçekleşti. Bu nedenle, bugünkü parti anlayışını geriye dönük olarak 1990 yılına uygulamak tarihsel olarak yanlış olur. İlgili belgeler ayrı ayrı değerlendirilmeli ve örgütsel kökenleri şeffaf bir şekilde belirtilmelidir. Bazı tablolarda yapılan ortak sunum yalnızca genel bir bakış sağlamak amacıyla yapılmıştır ve burada farklı siyasi geleneklerin bir araya geldiği gerçeğini gölgelememelidir. - Tablolardaki noktalar, yarım daireler, daireler ve çarpı işaretleri tam olarak ne anlama geliyor?
Bu işaretler siyasi bir not vermeyi amaçlamamaktadır ve bir talebin iyi mi yoksa kötü mü olduğu konusunda açıkça bir yargıda bulunmamaktadır. Dolu bir daire, belirli bir kavramın ilgili programda açıkça ve belirgin bir ağırlıkla yer aldığını ifade eder. Yarım daire, mevcut ancak sınırlı, farklılaştırılmış veya daha az merkezi bir tutumu belirtir. Boş daire, zayıf, dolaylı veya ikincil bir yaklaşımı ifade eder. X işareti, yalnızca bir tutumun açıkça reddedildiği veya açıkça zıt bir talebin savunulduğu durumlarda kullanılır. Tire işareti özellikle önemli bir işleve sahiptir: Bu, yalnızca incelenen programda yeterince net bir ifade tespit edilemediğini gösterir. Semboller, kapsamlı programları karşılaştırılabilir hale getirmek amacıyla kullanılır; bunlardan siyasi bir puan sistemi oluşturmak amaçlanmamıştır. - Tablodaki bir tire işareti, söz konusu tarafın bu görüşe karşı olduğunu mu ifade eder?
Hayır. Tam da bu ayrım, karşılaştırmanın tamamı için belirleyicidir. Bir seçim programı, partinin o konuda özel bir talebi olmadığı için sessiz kalabilir. Ancak söz konusu sorun o dönemde henüz mevcut olmadığı ya da siyasi olarak neredeyse hiç tartışılmadığı için de sessiz kalabilir. Örneğin, 1983 tarihli bir programda günümüzün dijital gözetim yöntemleri, sosyal ağlar veya belirli iklim politikası araçlarına ilişkin ayrıntılı bir tutum yer almayabilir. Bundan, partinin bu konuları reddettiği sonucuna varılmamalıdır. Bu nedenle „—“ işareti yalnızca şunu ifade eder: İncelenen belgede yeterince karşılaştırılabilir ve net bir tutum tespit edilmemiştir. Buna karşılık, açık bir reddi ise ayrı olarak „✕“ ile işaretlenir. - Seçim programlarının bu şekilde sınıflandırılması ne kadar objektif olabilir ki?
Böyle bir inceleme tamamen yorumdan arındırılmış olamaz. Zaten konuların seçimi ve hangi ifadelerin birbiriyle karşılaştırılabileceği konusundaki kararlar, editoryal kararlar gerektirir. Bu nedenle şeffaflık, matematiksel olarak kusursuz bir tarafsızlık iddiasından daha önemlidir. Temel, mümkün olduğunca orijinal programlardan oluşmalıdır. Özellikle önemli sınıflandırmalar, orijinal ifadeler ve kaynaklar aracılığıyla anlaşılır hale getirilmektedir. Ayrıca, açıkça ifade edilmiş bir talep, daha zayıf bir program eğilimi ve sadece bahsedilmeme durumu arasında ayrım yapılmaktadır. Bu nedenle tablolar, özet bir kılavuz olarak anlaşılmalıdır. Bir sınıflandırmayı doğrulamak isteyenler, belirtilen kaynaklar aracılığıyla orijinal belgeye geri dönebilmelidir. - Görüşler zaten özetleniyorsa, neden kısa orijinal alıntılar kullanılıyor?
Çünkü bir özet, kaçınılmaz olarak yazarın dil açısından yoğunlaştırma yaptığı bir metindir. Kısa bir orijinal alıntı, en azından özellikle önemli veya şaşırtıcı görüşler söz konusu olduğunda, tarafın kendisinin hangi ifadelere yer verdiğini doğrudan görmemizi sağlar. Bu, özellikle tarihsel programlar söz konusu olduğunda değerlidir, çünkü siyasi terimlerin anlamları zamanla değişebilir. Aynı zamanda, ilgili tüm pasajları tam olarak basmak neredeyse imkansızdır. Bu nedenle makale, objektif özetleri seçilmiş kısa alıntılarla ve mümkün olduğunca kesin kaynak gösterimleriyle birleştirir. Amaç, makaleyi sayfa sayfa uzayan program alıntılarından ibaret bir derlemeye dönüştürmeden, sınıflandırmanın anlaşılabilirliğini koruyacak kadar orijinal materyali görünür kılmaktır. - „Muhafazakar“, „liberal“, „sol“ ve „sağ“ gibi kavramlar 42 yıl boyunca hiç değişmedi mi?
Sadece sınırlı ölçüde. İşte tam da bu noktada, tüm karşılaştırmanın en ilginç sorularından biri ortaya çıkıyor. Siyasi kavramların tarihsel gelenekleri olsa da, somut anlamları her bir toplumsal ve siyasi bağlama göre değişir. 1983 yılında büyük bir halk partisi içinde doğal kabul edilen bir tutum, 2025 yılında sıra dışı görünebilir. Tersine, 1980’lerin başında radikal ya da marjinal olarak değerlendirilen talepler, on yıllar sonra birçok parti tarafından savunulabilir. Farklı tutumlar arasındaki bağlantı da değişmektedir. Ekonomik liberalizm, toplumsal liberalizm, ulusal egemenlik, çevre koruma veya askeri itidalli tutum, zorunlu olarak tek ve istikrarlı bir sol-sağ paketi halinde bir araya getirilemez. Bu nedenle makale, tek tek politika alanlarını ayrı ayrı ele almaktadır. - Yeşiller, 1983 ile 2025 yılları arasında özellikle büyük bir değişim geçirdiler mi?
Bazı politika alanlarında çok belirgin bir değişim göze çarparken, diğerlerinde ise dikkat çekici bir süreklilik söz konusudur. Temel çevresel konular ve nükleer enerjinin reddi özellikle sabit kalmıştır. Erken dönem Yeşiller’in o zamanki siyasi ana akımın dışında kalmasına neden olan sayısız çevre talebi, artık farklı şekillerde diğer partilerde de yer almaktadır. Buna karşılık, dış ve güvenlik politikası çok daha büyük bir değişim geçirmiştir. İlk Yeşiller, barış hareketi, silahsızlanma, askeri caydırıcılığa yönelik eleştiriler ve NATO’ya karşı şüphecilikle yakından bağlantılıydı. 2025 yılında ise Yeşiller, NATO’yu, savunma kapasitesine sahip bir Bundeswehr’i ve Ukrayna’ya askeri desteği desteklemektedir. Bu durum, söz konusu gelişmeye ilişkin herhangi bir değerlendirme anlamına gelmez. Bu sadece, bir partinin genel olarak „aynı kalmış“ ya da „tek bir yöne kaymış“ olarak tanımlanmaması gerektiğini göstermektedir. - 2025 yılındaki AfD’nin program açısından 1983 yılındaki CDU veya CSU’ya benzediği söylenebilir mi?
Böylesi genelleştirici bir özdeşleştirme, yöntemsel olarak savunulamaz. Bazı konularda, Birliğin tarihsel tutumları, 2025 yılındaki CDU/CSU’nun tutumlarından ziyade, günümüz AfD’sinin tutumlarıyla daha fazla benzerlik gösterebilir. Ancak diğer alanlarda önemli farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Örneğin, iki partinin ulusal egemenlik, göç, nükleer enerji veya belirli sosyopolitik konularda ortak noktaları olması, ekonomi, sosyal, Avrupa, güvenlik ve dış politika alanlarındaki genel tutumlarının birbirine benzediği anlamına gelmez. Buna ek olarak, tarihsel koşullar da tamamen farklıdır. Bu nedenle, yalnızca şu somut ifade anlamlıdır: Bu belirli konuda, tarihsel bir tutum günümüzün bu tutumuyla en büyük benzerliği göstermektedir. Bunun ötesindeki her şey ayrı ayrı incelenmeli ve kanıtlanmalıdır. - NATO, Rusya ve silahsızlanma konularında neden özellikle fazla tarihsel bağlam gereklidir?
Çünkü incelenen yıllar arasında güvenlik politikası açısından dünya kökten değişmiştir. 1983’te iki askeri güç bloğu mevcuttu. Federal Almanya, NATO’ya; Doğu Almanya ise Varşova Paktı’na üyeydi ve Alman topraklarında büyük askeri güçler karşı karşıya gelmişti. 1990’da bu düzen çöktü, Almanya’nın birleşmesi gerçekleşti ve kapsamlı bir Avrupa silahsızlanması mümkün görünüyordu. 2025’te Almanya birleşmiş durumda; Varşova Paktı’nın eski üyelerinden birçoğu NATO’ya katılmış, Sovyetler Birliği artık varolmayan bir ülke ve Rusya, Ukrayna’ya karşı savaş yürütüyor. Bu nedenle, silahsızlanma, caydırıcılık veya uzlaşma taleplerinin 1983, 1990 ve 2025 yıllarında otomatik olarak aynı stratejik öneme sahip olmadığı açıktır. Tarihsel bağlam, o dönemdeki program beyanlarını sonradan yeniden yorumlamaya gerek kalmadan bu farklılıkları açıklamaktadır. - Tarih bölümlerinde Sovyetler Birliği neden doğrudan bugünkü Rusya ile özdeşleştirilmiyor?
Çünkü siyasi, toprak ve kurumsal açıdan aynı devlet söz konusu değildir. Sovyetler Birliği, çok uluslu bir komünist devletti ve Soğuk Savaş döneminin iki küresel süper gücünden biriydi. Rusya Federasyonu, uluslararası hukuk açısından Sovyetler Birliği’nin en önemli halefi olsa da, ne siyasi sistemi ne de sınırları ya da uluslararası sistemdeki konumu Sovyetler Birliği ile aynıdır. Buna ek olarak, Federal Almanya Cumhuriyeti de 1983 yılında bölünmüş bir Alman düzeninin parçasıydı. Bu nedenle, örneğin o dönemde Sovyetler Birliği ile uzlaşma çağrısını, günümüzde Rusya ile daha iyi ilişkiler kurulması çağrısıyla öylece eşdeğer tutmak mümkün değildir. Karşılaştırılabilir olan daha çok, gerginliğin azaltılması, askeri caydırıcılık, ekonomik işbirliği veya çatışmanın önlenmesi gibi üst düzey siyasi kavramlardır. - Neden tek tek şaşırtıcı benzerliklerden çok büyük sonuçlar çıkarmamalıyız?
Çünkü siyasi programlar birçok farklı boyuttan oluşur. İki parti, nükleer enerji konusunda neredeyse aynı tutumu sergilerken, sosyal devlet konusunda tamamen zıt pozisyonlarda olabilir. Doğrudan demokrasi konusunda hemfikir olabilirler, ancak Avrupa, göç veya ekonomi konusunda tamamen farklı görüşlere sahip olabilirler. Tarihsel tekil karşılaştırmalar özellikle aldatıcıdır, çünkü şaşırtıcı bir benzerlik hızla akılda kalıcı bir manşete yol açar: „O zamanki X Partisi, bugün Y Partisi olurdu.“ Ancak tam da bu tür ifadeler sonucu basitleştirir. Daha ilginç olan bulgu, genellikle tarihsel tutumların farklı yönlere doğru kaymış olmasıdır. Tarihsel bir partinin ekonomi politikası konusundaki görüşleri, bugün o partinin toplumsal veya dış politika tutumlarından farklı bir partide yer alabilir. - Bir okuyucu olarak bu karşılaştırmadan hangi sonuca varmalıyım?
Önceden belirlenmiş bir yargı yok. Makale, okuyucunun kendi yargısına varması için malzeme sunmalı, istenen yargıyı hazır olarak sunmamalıdır. Belki de makaleyi okuduktan sonra, belirli bir partinin özellikle büyük bir değişim geçirdiği izlenimi oluşabilir. Ya da başka bir partinin ne kadar sabit kaldığı daha çok şaşırtabilir. Belki de eskiden siyasi açıdan marjinal olan tutumların artık olağan hale geldiği ya da eskiden çoğunluğun benimsediği tutumların bugün sadece tek bir parti tarafından savunulduğu ortaya çıkabilir. Aynı şekilde, klasik sol-sağ ekseninin bazı konularda hâlâ iyi işlediği, diğerlerinde ise artık pek bir fayda sağlamadığı da mümkündür. Önemli olan, bu tür sonuçları somut tutumlardan çıkarmak ve tersine, belgeleri önceden belirlenmiş bir siyasi anlatıya uydurmamaktır. - Bu makalenin bakış açısına göre, siyasi tartışmalarda en önemli kural nedir?
Bir tutumu ya da partiyi sınıflandırmadan önce olabildiğince dikkatli bir şekilde incelemek gerekir. Siyasi tartışmalar çabucak soyut bir hal alır: Bir talep sol, sağ, muhafazakar, liberal, ilerici ya da popülist olarak nitelendirilir ve bu şekilde sınıflandırma zaten yapılmış gibi görünür. Ancak tarihsel seçim programlarının karşılaştırılması, bu tür sınıflandırmaların ne kadar değişken olabileceğini gösterir. Bu nedenle, öncelikle somut olarak ne önerildiğini, bir partinin talebini nasıl gerekçelendirdiğini, bunun ne gibi sonuçlar doğuracağını ve aynı sorunun geçmişte nasıl yanıtlandığını sormak daha mantıklıdır. Ancak bundan sonra siyasi değerlendirme yapmaya değer. Bu, kendi yargımızdan vazgeçmek anlamına gelmez. Aksine: Bir yargı, yalnızca etiketlere, anılara veya siyasi rakiplerin açıklamalarına değil, gerçek tutumlara dayandığında daha sağlam hale gelir.











